KÖŞE YAZARLARI
Giriş Tarihi : 21-06-2021 11:25   Güncelleme : 21-06-2021 11:26

YAŞAR KARS - İZİN VERİRSEN OLUR

İnsan yaşarken zaman zaman anı yaşadığını fark eder.

YAŞAR KARS - İZİN VERİRSEN OLUR

Anı yaşamak demek, yaşamı fark etmek, farkında olmak demektir. Bir şeylerin farkında olan insan, anı yaşayarak ve ondan faydalanarak, hayatın farkına varan insandır.

Bu durum aynı zamanda, insanın etrafındaki olup bitenlere karşı reflekslerini de besler. Duyarlı ve toplumcu bir birey olur. İçinde yaşadığı toplumu geliştirmek ve katkı sağlamak için çaba sarf eder. Gelişmiş toplumlarda, bu durumun gerçekleşmesi için başta eğitim ve öğretim olmak üzere, çeşitli uygulamalarla çaba gösterilir. Çünkü toplumdaki farkındalığı yüksek bireyler, yaşadığı ülkenin de gelişimine ve ilerlemesine katkı sağlar.

Bu uygulamaların başında ise demokrasinin en önemli sacayağı olan ‘basın’ gelmektedir.  Basın ve yayın organları,  yaptıkları eylemlerle çeşitli veriler hazırlar ve topluma sunarlar. Bu sunum karşısında ise halkta bir görüş ve düşünce oluşur. Bu düşünce ve görüşler ise bir kamuoyu oluşturur.

İşte bu hazırlanan haber ve bilgi verileri,  bizlerin anı yaşamamızı ve fark etmemizi sağlar. Düzgün gitmeyen işleri, çıkan problemleri ve oluşan krizleri fark ederiz. Bu farkındalıkla, olaylar karşısında reflekslerimiz belirginleşir ve şekillenir. Şekillenerek ortaya çıkan refleksler, giderek oluşan kanı ile beraber toplumun yararına ya da zararına hayattaki yerini alır.  

Bu yüzden basın, tüm zamanlarda az veya çok toplumu yönlendirmek için yönetimler tarafından kullanılmıştır. Ya da baskıyla ve zulümle cezalandırılmıştır. Ve ne yazık ki her zaman,  toplumun farkındalığını artırmak isteyen yayın organları ve gazeteciler, bu anlamda bedel ödemiştir. Dünya ve Türk Basın Tarihi bunun sayısız örnekleriyle doludur.

Bunu kullanan yönetimler olmuştur da, kullanılmaya müsait veya amade yayın organları ve gazeteciler olmamış mıdır? Burada da yine dünya ve ülkemiz basın tarihi, sayısız örneklerle doludur.

Son haftalarda, ‘Veyis Efendi ve muadilleri’ gibi nadide örnekleri ile beraber, sahnedeki bütün aktörlerin pişkinliğini yaşıyor ve görüyoruz.  “Ayrıca basın yayın organları ve kalemşorlarla, bir toplumun nasıl etkisiz - tepkisiz hale getirildiğini de üzüntüyle izliyoruz.”

Bu üzüntüyü ve endişeyi içinde duyanları ayırıyorum. Ama diğer tarafta yer alan, toplumda hep beraber yaşadığımız bireyler için de,  anlayan anlar diyerek  bir anekdot paylaşmak istiyorum.

“Bir zamanlar bir adam, bir ev inşa etmiş…

Beraberinde evin duvarlarından da bir söz almış.

Anlaşma şu; Duvarlar yıkılmadan önce durumu evde yaşayanlara haber verecek. Böylelikle evde olanlar zarar görmeyecek.

 

Aradan yıllar geçmiş ve o gün gelmiş. Duvarlar bir anda yıkılmış.

Adam da kızgınlık ve aldatılmışlık hissiyle, duvarlara doğru bağırmış;

  • Anlaşmamıza ne oldu? Hani önceden haber verecektiniz?

Duvarlardan cevap hiç gecikmeden gelmiş;

  • Aslında haber vermeye çalıştık. Ancak ne zaman seni uyarmak için ağzımızı açmaya kalksak, sen bir kova çamurla veya harçla gelip, lafı ağzımıza tıkadın. Suç bizim değil senin..!”

Toplumumuzda yaşayan herkesin, bilgi ve sevgi ile anı yaşaması dileğiyle,

Son söz; “Kendini kullandıracak basın ve onun mensupları her zaman olur. Ama ağzı sıvalanacak veya ağzına bal çalınacak basın,  ancak toplumu oluşturan bireyler buna izin verirse olur.”