KÖŞE YAZARLARI
Giriş Tarihi : 05-04-2021 13:33   Güncelleme : 05-04-2021 13:37

YAŞAR KARS - GEDİYOZ GIYAMETE AMANEYYY..!

Son bir yılda öyle çok şey değişti ve dönüştü ki endişelenmemek elde değil. İşin kötü tarafı, bu değişim sürecinin ne zaman normal şartlara geleceği de belli değil.

YAŞAR KARS - GEDİYOZ GIYAMETE AMANEYYY..!

Artık genelde dost arkadaş ortamında eskisi gibi normal şeyler konuşulmuyor. Gülmek eğlenmek, fıkra, şaka hak getire. İnsanlar artık kendi derdinde. Birçok yerde deyim olarak kullanılır. Hani Cem Karaca’nın “Bindik Bir Alamete Gediyoz Gıyamete Amaneyyy…” diye bir şarkısı var. Sanırım tam o kıvamdayız.  

Salgın, dolar, altın, ekonomi, şu- bu derken gerçekten bir tarafa doğru hızlı bir şekilde gidiyoruz.  

Bu deyimin hikâyesini Sunay Akın’dan okumuştum. Çok önceleri başka bir konu için de paylaştığım hikâye şöyle;  

“Cumhuriyet'in ilanından çok önce 1823 yılında, yorgun bir martı dinlenmek için gemi direğine konar ve direğin canlandığını görünce korkudan öyle bağırır ki, İstanbul Boğazı’nda o güne kadar öyle bir martı bağırtısı duyulmamıştır.  Zavallı Martı, Mısır Valisi Mehmet Ali Paşa'nın, padişah II. Mahmut'a armağan olarak gönderdiği zürafanın başına konduğunu nerden bilsin.

O günlerde İskenderi­ye Limanı’ndan bir gemiye yüklenen zürafa, o yıllarda son derece ilginç bir armağan olarak Padişah tarafından kabul görür. Topkapı Sarayı bahçesine götürülen zürafa, padişah II. Mahmut'un beğenisini kazanır. 

O dönem sarayda Küpeli Abdi Bey diye biri vardır. Bu zat, müziğe son derece ilgi duyan, şair ve aynı zamanda ney de çalan, padişah III. Selim’in en çok sevdiği müzisyendir. II. Mahmut, III. Selim'den yadigâr olan Küpeli Abdi Bey' yi korumakta, neredeyse bir dediğini iki etmemektedir.

Padişah tarafından korunan bu zat, sarayda eşek şakalarıyla tanınan bir adamdır. Sarayda bulunan arkadaşlarına dayanılmayacak derecede eşek şakaları yapan Abdi Bey, saraya gelen zürafadan çok korkar ve sarayın en arka odalarından birinde kalmaya başlar.

 

Bunu fırsat bilen arkadaşları, "şaka nasıl yapılırmış gör bakalım”  diyerek, padişaha şöyle bir söz söylerler;"Devletlüm, Küpeli Ab­di Bey der ki, bu zürafa çok mübarek bir hayvandır. Sırtı­na bir kez binen cennetlik olur, bu sebeple izin istiyor!"

Küpeli Abdi Bey bir şey isteyecek ve padişah da onun kalbini kıracak, mümkün mü?

Padişahın "olur elbette" sözü üzerine arka­daşları Abdi Bey'i yakalayarak getirirler ve zürafanın sır­tına atarlar...

Ürken zürafa seyisin elinden kurtulur ve sarayın bah­çesinde koşmaya başlar. Zürafanın sırtından düşüp bir yerini kırmaktan kor­kan Abdi Bey, hayvanın boynuna sıkı sıkı sarılır. O gün, sarayın kapıları zürafayı merak eden, görmek isteyen İstanbullulara da açıktır. Bu nedenle, Küpeli Abdi Bey'in haline pek çok kişi güler. Hal böyle olunca da, kahkaha seslerini duyan zürafa daha çok ürker ve  ürk­tüğü için de durdurmak mümkün olmaz tabi….

Bu esnada Küpeli Abdi Bey, zürafanın sırtından avaz avaz şu sö­zü haykırır: "Hakkını helal eyle padişahım... Bindik bir alamete, gidiyoruz kıyamete..!"

Zavallı zürafa; o günden sonra saray soytarılarının eğlence aracı olur. Mehtaplı bir gece, yanına yaklaşan karartıdan korkan zürafa, kendisine ağlayarak bakan bir insan görünce çok şaşırır. Gelen o adam, saraydaki bir Afrikalı köledir!

Sonra bir gün, beyaz bir tüy konar zürafaya. Tüyün hangi kuştan düştüğünü görmek için  gökyüzüne başını kaldırdığında bir de ne görsün?!  Milyonlarca beyaz tüy üstüne düşüyor.

Afrika'dan İstanbul'a getirilen bir zürafa bunun “kar” olduğunu nereden bilsin. Öylesine üşür ki zürafa, dizleri titreyerek sarayın soğuk avlu taşlarına uzanır...

Hiç durmadan yağan kar, zürafanın üzerini örter. Ertesi sabah, sarayda olan herkes, başlarını yukarı kaldırmadan bakarlar, yerde yatan zürafaya…

Hikâye,  işte böyle hazin biter.

Hazin hikâyelerin yaşanmadığı yarınlar, hepimizin olsun temennisiyle,

ESENKALIN.