KÖŞE YAZARLARI
Giriş Tarihi : 19-04-2021 11:41   Güncelleme : 19-04-2021 11:41

YAŞAR KARS - BORU HATTI

‘Dünyanın en yüksek getirili projesi ülkemizde.’ ‘Türkiye’de bir nakit para boru hattı var.’

YAŞAR KARS - BORU HATTI

Ne güzel cümleler değil mi?  

Ancak şöyle bir durum var. Çünkü cevizli kete başkasının.

Proje büyüklüğü 4 milyar dolar,  devlete düşen pay 204 milyon dolar.

ALAMOS açısından, ne güzel alışveriş değil mi?

Peki, Alamos nedir?

Kanada Merkezli altın şirketi Alamos Gold’un yüzde 100 hissesine sahip olduğu ‘Doğu Biga Madencilik’

Biga nerde? Çanakkale’de

Boru hattı falan ne alaka diyeceksiniz?

Bu şirketin CEO’su (Siyosu) şöyle diyor; “Kirazlı ile devamındaki Ağı Dağı ve Çamyurt projeleriyle, şu anda dünyanın en yüksek getirili üç projesi şirketimizde. Halen Türkiye’deki çok düşük üretim maliyeti sayesinde, şirketimize ciddi nakit artışı getirecek olan boru hattının sahibiyiz.”(Gazete Oksijen- Sayı 12-13)

Bu iş petrol ve doğalgaz projesi olmadığına göre, adam açık açık Türkiye’ye boruyu döşedik diyor..!

Neden böyle söylüyor?

Çünkü 2020 sonunda dünyada altın madenlerinin ons başına maliyeti 983 dolarken, Çanakkale altınının maliyeti 447 dolar.  Yani maliyet yarısı kadar bile değil.

Ayrıca söz konusu üç madende 221,5 milyon ton toprağı yeryüzüne çıkarıp, siyanüre yatırmak ve 1 ton topraktan 1 gr kadar altın almak için söylüyor.   Çevre katliamı ve kesilen yüz binlerce ağaç da cabası…

(Bunun gibi birçok proje devam ediyor. Ne hikmetse gaz borusunda da durum farklı değil. Borular bizden geçiyor, en pahalı doğal gazı yine biz kullanıyoruz.)

Ve bizler,  her yıl Çanakkale Zaferini kutluyor, şehitlerimizi saygıyla yâd ediyoruz, öyle mi?

Her yıl ağıtlar yakıyoruz öyle mi?  Yazık ki ne yazık…

Küresel sömürüye ve talana sesini çıkarmayanlar, Kendi tapulu arazisi kadar memleket toprağına kıymet vermeyenler, Kendi çıkarı uğruna bu işlerin altına imza atanlar,  Yardakçı ve yalakalar,

Nazım bu dizeleri tam da sizler için söylemiş;

“Akrep gibisin kardeşim,
korkak bir karanlık içindesin akrep gibi.
Serçe gibisin kardeşim,
serçenin telaşı içindesin.
Midye gibisin kardeşim,
midye gibi kapalı, rahat.
Ve sönmüş bir yanardağ ağzı gibi korkunçsun, kardeşim.

Bir değil, beş değil,
yüz milyonlarlasın maalesef.
Koyun gibisin kardeşim,
gocuklu celep kaldırınca sopasını
sürüye katılıverirsin hemen
ve âdeta mağrur, koşarsın salhaneye.

Dünyanın en tuhaf mahlukusun yani,
hani şu derya içre olup
deryayı bilmiyen balıktan da tuhaf.
Ve bu dünyada, bu zulüm senin sayende.
Ve açsak, yorgunsak, alkan içindeysek eğer
ve hâlâ şarabımızı vermek için üzüm gibi eziliyorsak
kabahat senin,
— demeğe de dilim varmıyor ama —
kabahatın çoğu senin, canım kardeşim!”