YEREL
Giriş Tarihi : 06-03-2021 12:51   Güncelleme : 06-03-2021 12:51

"Yaşam Alanlarını Korumak Zorundayız"

Cerrattepe mücadelesinin en önde gelen isimlerin den biri olan Nur Neşe Karahan Artvinli TV’ye konuştu.

Dilan Şahinbaş’ın sunumuyla Artvinli TV’de Söz Sizde programına konuk olan Yeşil Artvin Derneği Başkanı Nur Neşe Karahan çevre mücadelesi,  ile alakalı sorulara cevap verdi. 

Nur Neşe Karahan, bu topraklarda hem de dünyanın dört bir yanında kadınların yaşam alanlarını korumak için verdikleri mücadeledeki kararlılığını ve ekoloji mücadelesinde elde ettiği deneyim ve bu mücadelede kendilerinde yaşadıkları değişimi de ortaya koydu.

Kendinizi tanıtır mısınız?

Artvin’de doğdum altmış beş senedir de Artvin’de yaşıyorum yirmi sene devlet memurluğu yaptım yirmi sene devlet memurluğu yaptım yirmi sene de esnaflık yaptım şu an emekliyim yaklaşık otuz senedir de yaşamsal mücadelelerin içerisindeyim halkımız ile birlikte Artvin’in ve çocuklarımızın yaşam alanlarını korumaya çalışıyoruz.

Otuz sene çok büyük bir rakam, çevre mücadelesine yer almaya ne zaman başladınız?

92’de eşim Mehmet Karahan vefat etti onunla doğayı çok sevip dolaşıyorduk bu süreçte birtakım değişiklikler görmeye başladıktan sonra kötüye giden şeyleri farkedip bu şekilde başladık. Genya dağının oradaki yasak derenin kesimiyle Artvin’de topluca bir mücadele başlamıştı. Örneğin Ormandaki meyve ağaçlarının kesiminin yanlış olduğunu farketmiştik ve bu şekilde başlamaya karar verdik. Daha sonra da 94 yılında Cerrattepe deki madencilik ile ilgili olayı farkedince mücadeleye başladık ondan sonra da zaten 95 yılında Yeşil Artvin Derneği kuruldu o zamandan beride bu türlü mücadele devam etti bende elimden geldiğimce bu mücadelede yer almaya çalıştım.

Yeşil Artvin Derneğinin başkanısınız bu süreç nasıl başladı?

Bağımsız ve tarafsız olduğumu düşündükleri için benim başkan olmamı istediler ve o zaman ki Erdoğan Gazihanın belediye başkanı olması sebebiyle 2009 yılında yönetim beni başkan yaptı. Esasında bizde başkanlık tabi ki bir temsiliyet ve olması gereken bir şey yoksa farkeden bir şey yok herkes aynı şeyleri yapıyor.

Artvin ve Cerratepe Mücadelesinin önderliğini yapan bir kişisiniz o dönemden biraz bahsedip ekoloji mücadelesinde kadın olmak nasıl bir duygu anlatır mısınız?

94 yılında oranın imtiyaz sahibi öner amca bizim arkadaşların arazilerini kiralamaya gelmişti ilk defa Artvin de ki Cerrattepe olayını o zaman duydum Artvin’in üst tarafında altın madenciliği yapılacağını söyledi. Biz de Murgul’dan madenciliği bildiğimiz için nasıl yani şehrin üstünde madencilik mi olur dedim sen karışma sen kim oluyorsun dedi öner amcayla da bu şekilde ufak bir şekilde tartışmamız olmuştu. Sonra beni Mehmet abi yukarıda neler oluyor bir bakın diye daha sonra araştırmalar başladı derken 95 in ocak ayında emekli olmak üzereydim yeni bir iş yeri açacaktık bu benim için çok önemliydi tabi ki çok yoğun çalışmalar içerisindeydim bazen günün yirmi dört saati çalışıyordum neden bu kadar uğraşıyorsun senin zaten işin başından aşkın, çocukların küçük vs. diyerek eleştirenlerde oldu. Ama dedim ki bir kadın, anne ve bir insan olarak her şeyden önce çocuklarımızın iyi eğitim almasını, ekonomik olarak iyi şartlarda yaşamasını hepimiz istiyoruz. O yüzden bu kadar uğraşıyoruz farklı şeyler üretmeye çalışıyoruz ama en önemlisi bu çocukların sağlıklı bir ortamda yaşamalarını sağlamamız eğer onu sağlayamazsak kazancımızın veya çocuklarımız daha iyi okullarda okutup, lüks binalarda oturtturmamızın bir anlam ifade edeceğini düşünmüyorum. Öncelikli olarak yaşam alanlarını korumak zorundayız. Bunu herkesin yapması gerekiyor bir veya iki kişiyle olacak bir iş değil. Hepimizin önceliği bu olması gerekiyor mantığıyla devam ettim zaten o şekilde de devam ediyoruz.

Artvin’de Cerratepe mücadelesi, hidro elektrik santrallerine olan mücadele, Doğu Karadeniz de yeşil yola ve kaz dağlarında ki altın mücadelesinde ön safa da hep kadınlar vardı buna dair neler söyleyeceksiniz?

Türkiye’nin her yerinde belki annelikten dolayı belki de bu gibi şeyleri daha çok sahipleniyorlar aslında sadece kadınlar olarak demek bana biraz ters geliyor. Kadın, erkek ayrımı gözetilmeden omuz omuza el ele bu işi yürütüyoruz. Artvin’de de böyle bir ayrım yok aslında bakarsanız Artvin bu konuda belki de en şanslı illerden biri. Hakikaten bu mücadelelerde kadınlar hiçbir zaman geriye atılmadılar, pes etmediler belki de daha dirençli, yaratıcı ve etkin oldular. Ayrıca kadınların olduğu yerde de hep birlikte olmak zorundayız bunun kadını, erkeği, büyüğü, küçüğü diye bir şey yok hepimizi ilgilendiren bir konu. Ama kadınların bu konuda biraz daha azimli olduğunu düşünüyorum. 

90’lı yıllardan bu yana ülkenin dört bir yanından sürdürülen ekoloji mücadelesine kadınların yarattığı birikimlerden bahseder misiniz?

Biz ilk önce sadece şehrin üst tarafında madencilik yapılacağı için ve içme sularımız oradan geliyor yukarısı orman aşağıda da biz yaşıyoruz bunun için bilim insanı olmaya gerek yok tahminen bize vereceği zararları dediğim gibi Murgul damardan da biliyorduk ama daha sonra bu işe dernek kurulduktan sonra ilk önce bilim adamları davet edildi.  Sadece havamız suyumuz olarak iyi bir yerde yaşadığımızı düşünüyordum daha sonra dünya ölçeğinde çok kıymetli bir alanda yaşadığımızı gördüm. Bununla mücadeleyle birlikte doğaya, yaşama, hayata bakış açımız da farklılaştı. Çok daha farklı şeyleri de öğrenmeye başladık mesela Artvin’in doğu karadenizin doğal yaşlı ormanlarının en yoğun bölge olduğunu, bitki çeşidi açısı bakısından Türkiye’nin de belki de Avrupa ölçeğinde en yüksek bitki çeşidine sahip olduğumuzu ve yaban hayatı açısından çok zengin bir yörede yaşadığımızı öğrendik. Ve bunu mutlaka hiç dokunulmaması gereken bir yörede yaşadığımızı da biliyoruz ama ne yazık ki ama o hızla da her alanımıza dokunmaya başladılar.

Neslihan TATAR