YEREL
Giriş Tarihi : 03-05-2021 14:02   Güncelleme : 03-05-2021 14:11

TEFRKKÜRÜN ZİRVESİ İTİKAF

Borçka Müftüsü Hekim ŞAHİN “TEFRKKÜRÜN ZİRVESİ İTİKAF” başlıklı konu hakkında açıklama yaptı.

TEFRKKÜRÜN ZİRVESİ İTİKAF

Şahin yaptığı açıklamada “Şifa ayı Ramazan, bütün insanlık alemi için hayırlara vesile olsun. Bu yazımızda tefekkürün zirvesi olan itikaftan bahsedeceğiz. İtikaf, ibadet amacıyla  belirli bir şekilde camide kalmayı ifade eder.

İtikâfın meşruiyeti Kur’an ve Sünnet ile sabittir. “Mescidler de itikâfta bulunduğunuz zaman kadınlara yaklaşmayın” (el-Bakara 2/187) meâlinde ki âyetle Hz. Âişe’nin, “Resûl-i Ekrem ramazanın son on gününde itikâfa girerdi. O bu âdetine vefatına kadar devam etmiştir. Sonra onun ardından hanımları itikâfa girmiştir” (Buhârî, “İʿtikâf”, 1) şeklindeki rivayeti bunun delillerini teşkil eder. Allah’a tam bir teslimiyet içerisinde ibadet ve taatte bulunmak amacıyla zamanının belirli bir kısmını ayırması ve bu esnada meşrû bile olsa her türlü nefsânî ve şehevî arzulardan uzak durması kişinin mânen olgunlaşması için önemli vesilelerden biridir. Zorunlu ibadetlerin yanı sıra nâfile ibadetler de bu konuda önem taşımakta, dinî duygu ve düşüncenin yoğun bir şekilde yaşandığı, mümkün olduğu ölçüde maddî ilgilerden uzaklaşarak yüce yaratıcıya yönelinen bir ortam insana derin bir mânevî ufuk ve imkân sunmaktadır. Bu bakımdan i‘tikâf yalnız İslâm ümmetine has bir ibadet olmayıp vahiy geleneğine sahip hemen bütün dinlerde muhtelif şekillerde gerçekleştirilen köklü bir gelenektir; İslâmî öğreti içinde de Hz. İbrâhim ve oğlu İsmâil zamanından beri devam edegelen bir sünnet olarak bilinir.

Vâcip, sünnet ve mendup (müstehap) olmak üzere üçe ayrılan i‘tikâf çeşitleri arasında özellikle i‘tikâfı bozan şeylerle süre açısından bazı farklılıklar bulunmaktadır. İ‘tikâf fakihlerin çoğunluğuna göre sünnet, bazılarına göre ise menduptur. Sünnet olduğunu söyleyenlerin bir kısmı i‘tikâfı her zaman müekked sünnet görürken diğerleri Resûl-i Ekrem’in uygulamasından hareketle ramazanda, özellikle de bu ayın son on gününde sünnet-i müekkede niteliği kazandığını belirtirler. Ayrıca Hanefî mezhebine göre i‘tikâf sünnet-i kifâye grubunda yer aldığından bazı müminlerin bu ibadeti yerine getirmesiyle sünnet ihya edilmiş sayılır.  İ‘tikâf, adanması halinde vâcip olur.

İ‘tikâfın sahih olabilmesi için i‘tikâfa giren kimsenin cünüplük, hayız ve nifas gibi hallerden temizlenmiş bulunması ve i‘tikâf için niyet etmesi şarttır. İ‘tikâf için bulûğ şart olmayıp ibadet ehliyetine sahip olmak, yani temyiz çağına ulaşmak yeterlidir. Ayrıca Hanefîler’e göre sadece vâcip olan i‘tikâflarda oruç tutmak şart iken Mâlikîler’e  göre müstehap olan i‘tikâfta da oruç şarttır. Şâfiî ve Hanbelîler ise i‘tikâfın hiçbir çeşidinde orucu şart kabul etmez.

İ‘tikâfın camide ifa edilmesi gerekir. Hanefî ve Hanbelî mezheplerine göre cuma kılınan camilerde i‘tikâfa girmek daha faziletli olmakla beraber cemaatle beş vakit namaz kılınan bir mescidde i‘tikâfa girmek de sahihtir. Mâlikî ve Şâfiîler’e göre ise i‘tikâf herhangi bir mescidde sahih olmakla birlikte kendisine cuma farz olan kimsenin bir hafta veya daha çok bir süre i‘tikâf yapmayı adaması halinde cuma kılınan bir camide i‘tikâfa girmesi gerekir. Öte yandan çoğunluğa göre kadınların da erkekler gibi i‘tikâfa camide girmeleri şarttır. Hanefî fakihleri onların evin münasip bir yerinde i‘tikâfa girmelerini tercih etmiştir.

Bir adaktan dolayı değilse i‘tikâf ramazanda ve ramazan dışında olabileceği gibi belirli bir süreye de tâbi değildir. İ‘tikâf niyetiyle camide birkaç saat veya birkaç gün kalmak yeterlidir. Mâlikîler’e göre sahih bir i‘tikâfın en az süresi bir gün, bir gecedir. Diğer mezhepler çok kısa bir süre durmayı yeterli görmekle birlikte en az bir gün kalmayı tavsiye etmişlerdir.

İ‘tikâfta bulunan kimse abdest ve gusül gibi tabii ihtiyaçları için dışarı çıkabilir. Şâfiîler yeme içme için de dışarı çıkabileceğini belirtirken diğer üç mezhebe göre ihtiyaç duyacağı şeyleri kendisine getirecek birinin bulunması halinde dışarı çıkması i‘tikâfı bozar. Hasta ziyareti veya cenaze namazı için dışarı çıkmanın i‘tikâfı bozacağı hususunda görüş birliği vardır. Hanefîler’e ve Mâlikîler’e göre unutarak mescidden çıkma i‘tikâfı bozarken diğer iki mezhebe göre bozmaz. Doktora gitmeyi veya yatmayı gerektirecek bir hastalık durumunda dışarı çıkma üç mezhebe göre i‘tikâfı bozmaz, Hanefîler’e göre ise bozar.

 Bozulan sünnet bir i‘tikâfın tamamlanması veya kazâ edilmesi gerekli değildir. İstenirse yeniden i‘tikâfa girilebilir. Mâlikîler’e göre ise  kazâ edilmesi şarttır.

İ‘tikâfa giren kimsenin gücü yettiği kadar namaz kılması, Kur’an okuması, istiğfar etmesi, dua ve niyazda bulunması, kelime-i tevhid ve tekbir getirmesi, Allah’ın varlığı, birliği, kudreti hakkında düşünceye dalması, gereksiz şeyler konuşmaması, başta Hz. Peygamber’in hayatına dair kitaplar olmak üzere dinî-ilmî eserler okuyarak vaktini değerlendirmesi müstehaptır.

İ‘tikâfa özellikle ramazan ayının son on gününde girilmesi Kadir gecesini de ihya etme fırsatı vereceği için ayrı bir önem taşır. Hz. Âişe, “Resûl-i Ekrem ramazanın son on gününde ibadet için yoğun bir gayret içine girer, gecesini ihya eder ve ibadet için aile fertlerini uyandırırdı” demiştir (Buhârî, “Fażlu leyleti’l-Ḳadr”, 5).

Yüce Rabbimiz Ramazan ayını değerlendirmeyi ve Ramazan ayının  bağışlanmamıza vesile olmasını cümlemize nasip eylesin.” İfadelerine yer verdi.