YEREL
Giriş Tarihi : 02-08-2021 12:35   Güncelleme : 02-08-2021 12:35

Tarım varsa hayat var

“Doğduğum topraklarda doymayı da zorlanmayı da öğrendim”

Tarım varsa hayat var

Hatice Nur Ersöz’ün sunumuyla Artvinli TV’de yayınlanan Artvin’de Gündem Özel Programı’na çiftçilik ve hayvancılık yapan Hülya Dokur konuk oldu.

Köyünde üretim yapan Dokur, üretimin önemine ve iş hayatına dair açıklamalarda bulundu.

“Sermayem hayallerimdi

İş hayatına nasıl başladığını anlatan Dokur, “Sermayeye sıfırdan başladım ve on yıl boyunca şarkütercilik yaptım. İş yerim bana ekmek kapısı oldu. Evimde yaptığım silorlarımı, eriştelerimi, turşularımı, konservelerimi, tarhanalarımı dükkanıma taşıyarak satış yaptım. İşe başlarken herhangi bir sermayem yoktu, sermayem hayallerim, yaptıklarım ve yapacaklarımdı. İlk önce kendimi çocuklarıma, aileme ve topluma ispat etmem gerekiyordu. Bunu da kurduğum şarküterle ürettiğim ürünleri satarak gerçekleştirdim. Çalıştığım akşamın yedisinden sonra Halk eğitim merkezinde eğitimler aldım. Bu eğitimler bana birçok şey kattı ve beni Hülya Dokur yaptı. Bir kadın olarak toplumda var olmak çok zor bir şey. Bir de Artvin gibi küçük bir yerde iş yeri açmak ve ayakta kalmak apayrı bir şey. Bende girişimde bulunarak kendi iş yerimi açtım ve bir şeyler yapmaya çalıştım. Bir şeyler üretiyordum ama ürünlerimi koyacak bidonlarım, kavanozlarım ve onları alacak gücüm yoktu. Eşimden ve çevremden başaramazsın, yapamazsın gibi önyargılar vardı ben bu önyargıları yıktım. Ben bir şeyler yapabildiğimi ve başarabildiğimi çocuklarıma, eşime ve topluma ispatladığımı düşünüyorum. Ürettiğim şeyler beni yormadı, toplumu kadınlarında bir şeylerin başarabileceğine ve hedeflerine ulaşabileceğine ikna etmek yordu. Gece gündüz demeden sürekli çalıştım ve hiç boş durmadım. Bana bir keresinde Valiyle bir sunum yapabilir misin demişlerdi bende kabul etmiştim sunum yaparken, “Kadınlar olarak erkeklerin bir adım önünde değil bir adım arkasında da değil hayat mücadelesini yan yana vermeyi ve o yolda beraber yürümeyi istiyoruz” dedim.”

“Kendi mücadelemi verdim”

Her türlü eğitimi aldığından ve kendini sürekli olarak geliştirdiğinden bahseden Dokur, “Köyümde, mezrede, yayla da ve gittiğim her yerde mücadele vererek kendi paramı kazanacak bir alt yapı oluşturdum. Her türlü eğitimi aldım ve hiçbir şekilde boş kalmadım. Üretken oldum. Sürekli kendimi geliştirdim. Alım gücü düştüğünden ötürü dükkanımı kapatmak durumunda kaldım. Kapatınca da elimde birtakım ürünler kaldı. Bu ürünleri nasıl değerlendirebilirim ve ödemeleri nasıl tamamlayabilirim diye düşündüm. Pazarda ürünlerimi satmaya başladım. Pazarda sipariş verilen yemeklerin hızlı bir şekilde gelmediğini gördüm ve nasıl bir çözüm üretebilirim diye kendimce değerlendirmelerde bulundum. Pazarda bir yıl boyunca pişi ve bazlama yaparak vatandaşlara sundum. Çok güzel satışlar gerçekleştirdim. Köyümde toprağım olduğu için bir şeyler üretmeyi düşündüm. Pazara gelerek kendi ürettiğim domates, patates, fasulye, satışları yaptım. Bu şekilde köyde üretim yapmaya pazarda ise ürettiklerimi satarak müşterilerimi memnun etmeye devam ettim” ifadelerine yer verdi.

“Krizi fırsata çevirdim”

Sürekli olarak üretmeye çalıştığından ve pandemide krizi fırsata çevirdiğini belirten Dokur, “Hayata sürekli olarak pozitif baktığım için hiçbir şekilde pandemiden etkilenmedim. Krizi fırsata çevirdim diyebilirim. Neden derseniz pandemide köyüme döndüm, köyde bağını, bahçesini yapan ve eken bir insan olduğumdan ötürü hiç boş kalmadım ve birçok ürün yetiştirdim. Ayrıca hayvancılıkta yapıyorum yüz otuz tane de tavuğum var. Bazen civcivleri bazen de yumurtalarını satıyorum. Bana günde seksen tane yumurta geliyor. Yaz döneminde köye gelen giden çok olduğu için satışlarımı burada da yapıyorum. Bunların dışında Instagram, facebook, whatsapp gibi platformlarda yaptığım ürünleri yerinde gösteriyorum. Bahçede nasıl çalıştığımı ve hayvanlarımı çekip atıyorum. Doğduğum topraklarda doymayı da zorlanmayı da öğrendim. Asla pes edip gitmedim. Hod’un vadisi çok büyüktür ve iki köydür. İki köyde sekiz tane okul, iki tane kütüphane, bir tane de sağlık ocağı vardı. Aşağı Hod tarıma yatkın, üretmeyi ve çalışmayı seven bir toplumdur. Yukarı Hod’un insanları ise daha çok okumayı tercih etmişler ve il dışına göçmüşlerdir. Eğitim seviyesi yüksektir. Her sülalede doktoru, avukatı vardır. Bizim burada kalmamızın nedeni ise mücadelemizi vermemiz ve pes etmememiz oldu. Büyük şehirler önceden ekmek kapısıydı şimdi stres kapısı oldu. İstanbul’a fuar için gittiğimde metrodaki insanların yüzlerini izledim ve çok üzüldüm. Hiçbir şekilde tebessüm etmiyorlardı. Tabi onları da anlıyorum. Sürekli baskı içerisinde kalıyorlar, aile hayatı diye bir şey yok. Trafikten ötürü evlerine on bir de gelebiliyorlar. Aileleriyle, çocuklarıyla vakit geçiremiyorlar ama ben köyde de mezre de de olsa özgürüm ve çocuklarımı görebiliyorum. Hem de doğal yaşıyorum. Emekli olanlar yazın köylerine mezrelerine gelirseler onlar için daha iyi imkanlar olur. Burada hayvancılık veya tarım yapanlardan kendi kışlığını yiyeceğini ve içeceğini alıp gidebilirler” diye konuştu.

“Kadınlar hep bastırıldı”

Kadınların toplum tarafından hep bastırıldığından ve kadın erkek eşitliğinden bahseden Dokur, “Kadınlar hep toplum tarafından sen kadınsın sen yapamazsın diye bastırıldı ama ben çocuklarımı hiçbir zaman öyle yetiştirmiyorum. Diğer ailelerinde o şekilde yetiştirmelerini doğru bulmuyorum. Ütünü kendin yapacaksın kız kardeşinin yapma yetkisi yok diyorum. Ev işlerini erkek çocuğumun da yapabileceğinin bilincini oluşturuyorum. Kimse kimsenin arkasını toplamak zorunda değil. Eşimle beraber yemek hazırlıyorsam çocuklarıma o sırada yaptığım şeylerle örnek olmaya çalışıyorum. Eğer evde herkes bir bireyse herkes kendi ihtiyacını kendi görebilmelidir. Bende kendi işimi yapıp kendi kazancımı sağlayarak ‘yapamazsın’ algılarını yıkmaya çalışıyorum” ifadelerine yer verdi.