YEREL
Giriş Tarihi : 09-04-2021 12:46   Güncelleme : 09-04-2021 12:46

Pandemi sürecinde psikoloji

Artvinli TV’de Dilan Şahinbaş’ın moderatörlüğünde yayınlanan “Söz Sizde” adlı programına konuk olan Psikolog Esra Delioğlu pandemi sürecinin psikolojik etkileri hakkında önemli açıklamalarda bulundu.

Pandemi sürecinde psikoloji

İşte programın detayları:

“İnsanların genelde psikolog ve psikiyatri kavramını arasındaki farklılığı açıklayan Delioğlu; “İkisi de aslında ruh sağlığı alanlarında çalışan iki farklı meslek grubu diyebiliriz. İnsanlar genelde şu soru ile geliyorlar siz ilaç yazan gurup tamısınız? Şeklinde alsında üçüncü bir kolumuz da var psikolojik danışmanlık ve rehberlik. Bu üçü de ruhsal anlamda çalışma gösteren meslek gurupları.

Psikolog daha çok terapi anlamında işlev gösteriyor. Psikiyatri de 6 yıllık TIP mezunluğundan sonra psikiyatri uzmanlığı yapıp ilaç  yazma yetkisi olan kişilere diyoruz. Bunların terapi yapan psikiyatrlar da var ancak genel olarak  onlar tanı koyup ilaç  yazmayla daha çok ilgilenmekteler. 

Psikolog ise tamamen psiko terapi yapmaya seans yapmaya yönelik eğitimler almış ve bunun üzerine ekoller üzerine çalışmış psikopatoloji alanında çalışmış ve aynı şekilde klinik yüksek lisans ya da başka alandaki yüksek lisans yaparak alanda çalışan meslek gurubudur.

Psikolojik danışmanlık ve rehberlik ise  bu daha çok  eğitim fakültesi mezunları eğitim alanında olan  ancak yine ruh sağlığı alanında çalışan  meslek gurubudur” dedi.

Psikolojik bir sıkıntısı olan bir kişinin önce psikologa gelerek terapi aldıktan sonra psikiyatra giderek ilaç almasını değerlendiren Delioğlu sürecin işleyişi hakkında şu ifadeleri kullandı: “Hastane sisteminde ilk önce direk psikiyatra randevu alınır. Psikologa randevu alamazsınız.  Randevu aldıktan sonra doktor bir tanı, teşhis koyar.  Buna yönelik ilaç tedavisi görelim terapiden ziyade diyebilir.  Sizi ya da hastanenin psikologuna yönlendiriliyor. Ama normal kapsamda bana gelen insanlar daha önce ilaç kullanmış veya hala ilaç kullanmaya devam ediyor ancak temelli bir çözüm bulamadığı için bu noktada  kişiler terapiye başlıyorlar. Çünkü terapi dediğimiz şey zihin değişimi, algı değişimi yani her şeyi kapsamda ilgilenene bir boyutu olduğu için oradaki ilaç dediğimiz durum bazı vakalarda ilaçsız terapi de mümkün değil” dedi.

Kimlerin psikologlardan destek almaları gerektiğini açıklayan Delioğlu; “Herkes destek alabilir. Çünkü şöyle değerlendirebiliriz. İşlevselliğinizin bozulduğu kapsamda herkes psikologdan destek alabilir” dedi.

İşlevsellik bozukluğu hakkında ise Delioğlu; “Kişinin günlük  rutin bir hayatı vardır. Okul hayatı, iş hayatı. Ya da genel aile hayatı. Bu rutinsel durumlarda belli bir olumsuzluklarla karşılaştığı zaman kişi kendini istemsiz olarak artık o rutini gerçekleştiremiyor.  O durumda da işlevsel bir bozukluk olmaya başlıyor. İşe gitmek istemiyor ya da okula gitmek istemiyor bunu daha fazla dile getirdiği zaman ise evet bir problem var diyoruz. Bu durumda da bir psikologdan ya da hepsinden destek alabilir” açıklamasını yaptı.

Psikoloji dediğimiz şey en temelden başlayarak var olduğunu belirten Delioğlu psikolojinin bir bilim dalı olduğunu diyerek; “bu bilim kapsamında da insan dediğimiz şeyin ise insan ilişkilerinden iletişimden meydana geldiğini her şeyin temelinde bir psikolojik durum olduğunu bu psikolojik bir aksama , iletişimdeki aksama bunların hepsini pskolojik olarak değerlendirebiliriz” ifadelerini kullandı.

Mesleki alandaki çalışmaları hakkında da açıklama yapan Delioğlu; “Ben alsında biraz daha uzmanlık alanım olarak aile teması üzerine çalışıyorum. Yani aile, çift, çocuk. Zaten ben oyun terapisti uygulayıcısıyım ve bunun yanında cinsel terapistim aynı şekilde çift terapistliği de yapıyorum.

Bireysel depresyon terapisi veya panik atak  gibi birçok bireysel terapilerde uyguluyorum. Şuan genel kapsamda  değerlendiriyorum terapilerimi ancak zamanla tek bir alana odaklanır mıyım tam olarak bilmiyorum.  Şuan yaklaşık 2 senedir terapilerime devam ediyorum. Zamanla  tek bir şeye odaklanıp o alanda uzmanlaşmak istiyorum” açıklamasını yaptı.

Çocuklar için sınav koçluğu programının olduğunu söyleyen Delioğlu; “Şuanda  çok fazla talep var. Online eğitim dediğimiz  şey insanları çok fazla etkiledi. Online eğitim genel bir rutinsel çalışmaktan dışarı aldı çocukları, ergenleri  çünkü tablet ve bilgisayara bağımlı bir şekilde eğitim süreci geçirmeye çalışıyorlar. Bu eğitim sürecinde artık sürekli masa başındalar.  Masa başında da oldukları için sürekli olarak çocuklarda da çalışmama isteği başladı. Online eğitimin döngüsel durumu bozduğu için çocuklarda çalışma isteğinde  azlık ortaya çıktı. Buna yönelik de bir sınav koçluğu daha doğrusu düzen, motivasyon olarak destek amaçlı çalışmalar içerisindeyim” dedi.

Sınav kaygısı çeken öğrencilere ilişkin yaptığı çalışmalar hakkında açıklama yapan Delioğlu; “Kaygı seansı, motivasyonel destek bunun yanı sıra sına yönelik bir düzen, çalışma programları, takip altına alındığında bir çocuk  kendini daha sorumlu hissediyor ve tüm bunları yaptığımız zaman evet bir düzene alışmış oluyoruz. En azından bu pandemi sürecini değerlendirmek için böyle bir şey yapıyoruz” ifadelerini kullandı.

Pandemi sürecinde insanların psikolojik etkileri hakkında önemli açıklamada bulunan Delioğlu; “Pandeminin en büyük kaygı bozukluğundaki artış var. Zaten kaygı (aksiyete) toplumumuzda zaten çok yaygın olan bir durum. Pandemi ile de virüs  tehlikesi nedeniyle insanların kaygısı daha da arttı.  Kaygı kapsamında değerlendirdiğimiz birçok hastalık var. Oanik atak olsun, agora fobi olsun, fobiler, bunun dışında yaygın aksiyete bozuklukları bunlar nitelendirdiğimizde ise agorafobi evden çıkamama hastalığı. Açık alanda bulunamama durumu.  Pandemi de evden çıkmayın dedikçe bu durumda artış meydana geldi. Evde sürekli kalmak insanları dışarıdan alıkoymak  toplumsal olarak kendilerini daha soyut hissetme ve iletişim bozukluklarının olması.  Takıntı hallerinde ise titiz olma, ellerini sürekli yıkayan hastalarım ellerinin üzerindeki yaralara rağmen hala kendilerinin temiz olmadığını düşünen hastalarım şu süreçte herkes onlar gibi de ellerini yıkamaya başladı. Bunun aslında ne kadar gerekli olduğunu ne kadar normal olduğunu düşünmeye başladılar ancak çok doğru da bir şey değil. Çünkü neden;  pandemi ekstrem bir durum. Bu durumda kendimizi korumaya çalışmak sürekli el yıkamak gibi ama obsesif bozukluğunda ise sürekli tekrarlanması normal olmaktan çıktı. Bizdeki şuan fazla gördüğüm kaygı. Ebeveynlerin derslere yönelik şikayetleri diyebilirim” dedi.

Pandemi de her yaş gurubunda farklı yansımalar oldu diyen Delioğlu; “Özelikle birinci sınıfa başlamış bir çocuğun birinci sınıf a gitmeden  evden eğitime başlaması onun aslında akranı ile iletişimini kesti, öğretmeni ile göz temasını kesti her şeyini kesti.Bu süreçte bir öğrenim gerçekleşiyor ama çok sosyallikten az bir öğrenim  gerçekleşiyor ve de o öğrenimde çok sağlıklı bir şekilde gerçekleşemiyor. Pandeminin öğrencilere yönelik  çok olumsuz yönleri oldu. Öğrencilerim diyorlar ki evden çıkmak istiyorum ama çıkmayı korkuyorum yani o kadar çok alıştık ki evde kalmaya dışarı çıkmaktan da korkuluyor.  Ergenliğe yeni girmiş çocuklarımızda kaygı çok varken üstelik bu  dışarıya çıkmamakla birlikte soyutlanmakla birlikte daha da artış  oldu. Daha da iletişimsel problemlerin doğmasına sebebiyet verdi.” Dedi.

Gelecek kaygısı hakkında da açıklamada bulunan Delioğlu; “Şuan çok belirsiz bir durum içerisinde gençler.  Şuan bir belirsizlik var neyin üzerine hayat kuracağımızı bilmiyoruz. Şuanda  bir üniversite hayali kuracağız ama evden de o üniversite devam edebilir.  Bunlar çocuklarda ve yetişkinlerde oluşmaya başladı” dedi.

Toplumsal olarak birbirimize yakınlaşmakta zorlandığımızın altını çizen Delioğlu; “yanında birinin hapşırırsak acaba benim covid olduğumu mu düşünecekler  şeklinde bir kaygı oluştu insanlarda. Bu da iletişimi çok etkiledi.  Buna bağlı olarak da  daha sonra sosyal bağlamda bir problem olacağını düşünüyorum. Şuan da pandemi bitmemişken değil de normal sürece alışmakta çok güç olacak. Her ne kadar ki eve yavaş yavaş yasakları getirdiysek dışarı çıkma konusunda da yasakları yavaş yavaş kaldırmak gerekiyor.  Normal hayata geçiş dönemi de yavaşça olmalı” dedi.

Pandemi döneminde yalnızlık durumunun çok olduğunu söyleyen Delioğlu; “kanser hastalarının yanına kimse yaklaşamadı. Covidin hastalığı olan insanları daha çok etkilediğini bildiğimiz için yaklaşmadık ve uzaklaştık bu süreçte de depresip duygu durumu daha fazla aktif oldu” ifadelerini kullandı.

 Pandemi sürecinde evli çiftlerin üzerindeki etkiler hakkında açıklama yapan Delioğlu; “Evli çift ya da çift dediğimiz kavramda  biz kavramı diyoruz. Biz kavramının sağlıklı olması gereken yerde ben kavramının da özel hayat diyoruz onun da olması gerekiyor. İş hayatı, özel arkadaş hayatı olduğu zaman biz kavramı saha sağlıklı oluyor. İnsanlar bir yerde benlik algısını yıkmadıkları müddetçe o evli olan çift guruplarında bize daha sıkı sarılıyorlar ve daha tahammül seviyesi yüksek olabiliyor diyebilirim.  Ev ortamına girdik ve çıkamadık. Benlik algısının olduğu o özel alan durumu artık tamamen manüpüle edildi. İnsanlar artık bize odaklandılar ve evde her şeyi birlikte yaptılar ister istemez de bu tahammülsüzlüğü ortaya getirdi. Ve aile içi şiddet meydana geldi.  Psikolojik şiddet de burada daha fazla oldu diyebiliriz.  İnsanlar o alanda özel alanlarına hiç dönemediler ve biz kavramında kaldılar  biz  kavramının da getirisi çatışmayı ve problemleri doğurmaya başladı.  Aile içi şiddette kaçılmaz oldu. Biz etkinlikler öneriyoruz. Aile babasına kurabiye yapın diyin dediğimde ben neden kurabiye yapayım şeklinde dönüşümler alabiliyorum. Ama ev içinde farklı etkinlikler yapmak film izlemek gibi iletişim alanında biraz daha rahatlatma sağlıyor. Özel yaşamımızdan da vaz geçmemiz gerekiyor.” İfadelerini kullandı.