KÖŞE YAZARLARI
Giriş Tarihi : 11-08-2021 11:12   Güncelleme : 11-08-2021 11:12

ÖMER YERLİKAYA - Kaymakam Bey…

Efendim küçük şehrin güzel insanları adından hep sevgiyle, özlemle yâd ettirilmesini bildi.

ÖMER YERLİKAYA - Kaymakam Bey…

Ah! Ne renkli insanlarımız yaşadı, onları tanıdık nasıl mutlu olduk öyle? Hayat sanki bir masal gibiydi; içli bir şarkının yürek yakan mısraları gibi tat verir, derin bir sükûn bir akşamsefası bir tatlı huzur gibi gelirdi insana. Sağımız solumuz her yanımız bizimdi. İnsanın yüzünü okşayan küçük esintiler gibiydik. Bir araya gelince d e coşkulu rüzgârlara döner koca bir fırtına gibi uğuldardık. Önce sevmeyi öğrendik; küçücük yüreklerimiz sevgi pırıltıları ile coştu. Sevgi böyle bir şeydi, insan yüreği sevgi ile bir tanışınca arkası kendiliğinden geliyordu. Bu bizlikti, küçük şehrin saklı bir sırrıydı.

 Sevgili okurlar Artvin’de Haber  gazetemizin köşesinde bu gün sizlere küçük şehrin çok sevilen bir insanı, herkesin gönlünde yer edinmiş, iyi yürekli, güler yüzlü, malda mülkte gözü olmayan kuş hafifliğin de kanat açıp her bir yana yetişen, keramet sahibi olduğuna inanılan, o düzgün kıyafetli takım elbiseli, kravatlı, saygılı, pek çok zaman iyilikleri, güzellikleri bize hatırlatan ve belki hepimizden daha zeki, daha ince espri sahibi, hazır cevaplı, gözü gönlü tok, hayatı ince bir mizah gibi yaşayan, belki çoğu kez farkına varamadığımız bilgeliğiyle bize ders veren, yaşama tutkusu, direnci ve bitmeyen zindeliği ile iz bırakan bir isimden söz etmek istiyorum.

 İsmail Durmuş, Yanıklıda dünyaya geldi. Çocukluğu bambaşka hülyalarla geçti. Okul yüzü öğretmen yüzü görmedi. Bunları umursamadı, gönül dünyası çok farklı bir zenginlik içindeydi. İçine kapanıktı, yalnız kalmayı seviyor; düşünüyor, doğanın sırrını merak ediyordu. Giderek insanlardan uzaklaştı, yalnız dolaşıyor çocuklardan oldukça farklı şeyler düşlüyordu. Yalnızdı ama konuşmasını çok seviyordu. Yöresel şivesini farklı bir ağızla konuşuyor, gür sesi, kendine özgü kahkahası ile farklılığını ortaya koyuyordu. Onun bu yanını kimse çözemedi ve insanlar daha o çocukken bile farklı gözlerle baktılar. Askere gitmek istiyordu ama muayeneden geçerli notunu alamamıştı. Üzülmedi. İçindeki garip hallerine kendisi de bir anlam veremiyor, altıncı hissin dışında bilinçaltına itilmiş daha güçlü yanını hiçbir zaman çözemedi. Bir seyyah gibi yollara düştü. Nerede bir tanıdık duyduysa neresi olduğuna hangi şehirde olduğuna bakmaksızın ziyaretlerine gitti. Nasıl gitti? O insanları nasıl buldu, geri dönüşlerini nasıl yaptı? Bunlar hep en yakınlarınca bile bir sır olarak kaldı. Ankara ya çok sıklıkla gidip gelmeye başladı. Her gittiğin de Orman bakanımız Hasan Ekinciyi ziyaret eder gittiği her yerde hem ziyaretinden hem sayın bakanımızdan söz ederdi. Sonunda sayın bakan tarafından kendisine verilen bir kartı gittiği her yerde hemen herkese gösteriyordu. “Yakınımdır, ilgi göstermenizi bekler selam ve sevgilerimi sunarım, Orman Bakanı Hasan Ekinci” İsmail Durmuş’un dünya malı ile hiç işi olmadı. Bir şekilde cebinde parası hiç eksik değildi. Çok özel dostluklar edinmişti. Sıklıkla bürokrasinin o yaman dostlarını ziyaret eder, harçlığını ziyadesiyle alırdı. Yaşı ilerledikçe kendine çeki düzen verdi daha bakımlı, titiz birisi haline geldi. Takım elbise giyiyor, kravat takıyor, ayakkabılarını boyattırıyordu. Konuşması daha olgunlaşmış bir beyefendinin kibar söylemine dönüşmüştü. O günlerde birileri ona kaymakam yakıştırması yaptı. Şavşat Kaymakamımız İsmail Bey diye bir başkasına tanıtılıyordu. Bu yakıştırmayı çok sevdi, öyle ki; tanıdık tanımadık siz kimsiniz diye birisi takıldığında, ben Şavşat kaymakamıyım der, tanıdık birine dönerek, “Bu çok cahil kalmış benim daha kim olduğumu bile bilmiyor”, derdi. Sonra o insanı etkileyen kahkahası ile gülerdi. İnsanla çok ciddi sohbetler yapardı. Anadolu’nun en ücra köşelerine gider adeta nerede bir Şavşatlı varsa onu bulurdu. Öyle bir zaman geldi ki artık onu herkes tanıyor adeta yolunu gözlüyordu. Kim onunla karşılaşsa, konuşsa kim ona bir yemek ısmarlarsa o gün işleri çok iyi gidiyordu. Pek çok insan bu yanını iyi biliyordu. Onu bazen kızdıran, canını sıkan da olmuyor değildi. Hemen hepsinin başına can sıkıcı bir şey gelip takılıyordu. İsmail Durmuş, şu bizim kaymakamımız küçük şehrin efsanesi haline geldi. Çay ocaklarına girer insanlara selam verir; iyi misiniz diye onlara moral vermeye çalışırdı. Hiç evlenmedi, hiç âşık olmadı. Bu duyguları hiç tatmadı ama onun aşkı bütün insanlık içindi. Yüreği, gözü, gönlü zengindi. Bu dünyaya bir misafir olarak gelmiş ve öylede gitmişti. Bir gün bir köyden gelirken gelen arabaya el kaldırmış ama araba dolu olduğu için şoför durmamıştı. Bizim İsmail’imiz buna çok üzülmüş ve “Allah layık’ınızı versin” demişti. O gün o araç dereye uçmuş, pert olmuş ama kimseye bir şey olmamıştı. Yine bir gün İsmail İstanbul’dadır, o koca şehirde nasıl geziniyor, eşini dostunu nasıl ziyaret ediyor kimse anlam veremiyormuş. Bir semtte bir tanıdığının düğünü varmış. Düğün öncesi İsmail’i o koca İstanbul’un uzak bir yerinde görmüşler. Aile düğüne geldiğin de İsmail oradaymış. Hepsi şaşırıp kalmış. Hakkında böylesi onlarca söylem vardır. Birlikte defalarca çay içip sohbetini dinlediğim için mutlu olduğumu ifade etmeliyim. Şube müdürümüz Özgen Aksunun yanına sıklıkla gelir onu çok severdi. Bursa da ağabeyinin yanında iken aniden rahatsızlanıyor, hastaneye kaldırılıyor ve o sabah çorbasını yudumladıktan sonra dünyadan göçüp gidiyor. Cenazesinde bir insan seli varmış. Güzel insan, mutlu insan, hepimize çok şey öğreten insan makamın cennet olsun, nur içinde uyu.