KÖŞE YAZARLARI
Giriş Tarihi : 05-05-2021 13:39   Güncelleme : 05-05-2021 13:41

ÖMER YERLİKAYA - Gürcü dediler ona…

Hüseyin Sözer’iydi Gürcü dediler ona.

ÖMER YERLİKAYA - Gürcü dediler ona…

Çatık kaşlıydı. Sertti bakışları. Gözü arkada kalmadı. Boyunu bosunu görenler maşallah dedi. İnce çizgili tatlı renkte bir kadife pantolon giydi. Üzerinde vişne kurusu gömleği vardı. Omuzları dik ve genişti. Uzun kaslı kolları yağ tabakasıyla örtülüydü. Dik yürürdü. Bir omuzunda doğduğu toprakların heyecanı, Çoruh’un deli akışı, kıvılcımlı aşkı sevdası, balyoz yumruğu diğerinde Beyoğlu’nun sokakları; süslü gece lambaları, şuh kadınlar, kabadayılar, sokağa inen müzik sesleri vardı.

Beyoğlu bu! İstanbul’un en renkli sokağı… Tinercisi, afyoncusu, sarhoşu, üçkâğıtçısı, düzenbazı, arsızı, namussuzu, yosması, aşüftesi, kabadayısı hep orada… Beyoğlu’na inen ara sokaklar dolu, Beyoğlu ağzına kadar dolu. İnce, sızıntısı hoş bir melodi iniyor balkonlardan. Cebinde parası göğsünde sağlam yüreği var. Ağır adımlarla dik yürüdü. Etrafına bakıyor arada bir, bir kaçına gülümsüyor. Arkadaşı Dilaver, suskun, içkin bir yanı var. İlk kez geldi Beyoğlu’na. Aklı gitti başından. Gürcü ona bakıyor. Gözleriyle gülüyor. Rahat ol, Beyoğlu burası. Bu sokağı başka yerde bulamazsın. Çakırkeyif ikisi de. Gürcü yakışıklılığıyla pek çok dilberin iştahını çekiyor…

Bir kadın indi ara sokaktan, bir kadın sarktı balkondan. Işıltılı sarı saçları döküldü balkondan. Omuzlarını kaldırıp gülümsedi. Yatağın olurum gel, dedi.  Gürcü güldü. Dilaver önüne baktı. Gidelim buradan dedi. Yürüdüler yeniden. Çığlık atan bir kadın çıktı önlerine. Bir zındığın elinden kurtuldu koşup koşup döndü ağız dolusu argoyu kustu hırıltılı sesiyle. Adam yetişti kadına. Vurdu, birkaç kez yine vurdu.  Dudağı patladı kadının. Çizgi çizgi kan indi çenesine. Kadın çok korktu. Kurtuldu adamın elinden yeniden kaçtı. Kanlı ağzıyla uğuldadı. Sokak lambaları kırmızıya döndü sarıdan. Gidelim dedi Dilaver. Gürcü durdu. Birisi sokuldu ikisine. Elinin tersiyle itti göğsünden Gürcü’yü. Çık bakalım, dedi. Üzerinde ne  varsa hepsini çık. Gürcü önce Dilavere sonra göğsünden iten adama baktı. Gidelim dedi Dilaver. Elini cebine attı. İki banknotu uzattı adama. Bileğinden kavradı, sok onları cebine diye bağırdı Gürcü.

Dilaver şaşkın, puslu başını önüne eğdi, parayı cebine soktu. Gözlerine baktı Gürcü’nün, gidelim, gidelim, gidelim. Diyarbakırlıydı Dilaver. İyi adamdı. Kötülükler yosun tutmasın istedi hep. Hayrandı arkadaşına. En çokta korku bilmez yüreğine hayrandı. Müzik sesleri, gürültüler çoğaldı. İki kadın çıktı ara sokaktan. Işıltılı elbiseler içindeydi ikisi de. Boyları aynıydı. Biri omzuna asmıştı çantasını diğerinin elindeydi. Alımlı bacaklarıyla kalabalığa yürüdüler. Adam Gürcü’yü yeniden itti. Gürcü yeniden baktı, acıdı, git dedi.  Adam gitmedi, elini uzattı. Çık dedi hepsini. Gürcü sağıyla bir tokat indirdi. Adam yerdeydi. İki eli yanağında uzaklaştı. Çakma bunlar dedi Gürcü arkadaşına. Gidelim dedi Dilaver. Olmaz, dedi Gürcü, yeniden yürüdüler. Yüzü sakalında kaybolmuş ihtiyar bir adam gördü köşede. Sessiz, kendi halineydi. Ona yaklaştı Gürcü. Sırtını okşadı. İhtiyar kırmızı sakalıyla baktı. Gürcü iki banknot sıkıştırdı eline. Gözleri fal taşı gibi açıldı ihtiyarın. Konuşamadı, sesi titredi. Yeniden okşadı sırtını, güldü.

Gidelim dedi Dilaver. Taksime, otele doğru döndüler. Beyoğlu keyifliydi. Gece ilerlerken kalabalık giderek arttı. Çalgı, çengi ayyuka çıktı. Kalabalığın içinde birisi durdurdu Gürcü’yü. Gür bıyıkları kara yağız yüzü vardı. Okkalı adamdı. İri bedeni kas yığınıydı. Gürcü istekle durdu bu kez. Vişne kurusu gömleğinin kollarını katladı. Yalın bilekleri çıktı ortaya. Gidelim, dedi Dilaver. Birden beş altı iri kıyım adam kale surları gibi dikildi önünde. Çevirdiler etrafını.  Huzursuzluğu arttı Dilaverin. Gidelim, dedi. O akşam Beyoğlu sokakları bu sözü çok duydu. Sen sakın karışma diye bağırdı Gürcü. Ne olursa olsun karışma. Gürcü adamların ortasındaydı. Sokak durdu. Kalabalık gözler üzerindeydi. İri kıyım iki yumruk attı. İkisi de isabetle buldu yerini. Keyiflendi iki yumruk daha salladı. Lavanta kokusu geldi burnuna Gürcü’nün. Hınzır bilerek yumruk alıyor! Diye söylendi Dilaver kendine. Yedi adama baktı yedisine de acıdı. İri kıyımın beşinci yumruğu havada asılı kaldı. Balyoz gibi atmıştı yumruklarını namussuz! Gürcü sokuldu kaşlarının üzerine kafayı çaktı. Adam böğürdü, yerde debelendi. Sokak şaşkın. Sokağın kalabalığı aktı oraya. Çakmaların ikisi birlikte atıldı. İkisini de indirdi Gürcü. İnenler yeniden kalktı. Birini yakasından kavradı. Kafayı yeniden çaktı. Gürcü iştahlandı, dişini dolduran adamlardı bunlar. Yumruk almıyor geleni indiriyordu. Solunu kullanmak aklından bile geçmedi. Yok, bunlarda çakma, dedi. Adamları bitirirken şangırrrttt diye bir ses duyuldu.  Kurşun gibi geriye döndü. Tokadıyla yere düşen ilk adam sustalısı elinde yerde yatıyordu. Şişenin kulpu elindeydi Dilaverin. İki arkadaş bakışıp gülüştü. Gürcü eğildi, göğsünden iri kıyım çakmayı kaldırdı. Adam darağacında sallanır gibi kıvrılıyordu. Bu kadar mısınız kabadayı bozması diye bağırdı adama. Bu kez gidelim dedi Gürcü. Alkış sesleri balkonlara çıktı, arka sokaklara yayıldı.

Mekân İstanbul’du. Bir gün bir film setini üç sarhoş bastı. Erol Taş geçerken gördü sarhoşları. Daldı içlerine üçünü de duman etti. Rejisör kartını verdi. Beni bul bir deneme filmi çekelim, dedi. İlgilenmedi Erol Taş, bir hafta iki hafta gitmedi kartta yazılı adrese. Reji geldi buldu onu. Sonrası belliydi. Ey Beyoğlu’nun rejileri nasıl kaçırdınız o geceyi, Gürcü’yü nasıl görmediniz? O akşam Beyoğlu’nda olsaydınız kuşkusuz sözün rengini, yeşilin sesini duymanız içten bile olmazdı.

Sevgiyle Kalın.