KÖŞE YAZARLARI
Giriş Tarihi : 26-08-2021 00:08   Güncelleme : 26-08-2021 00:08

ÖMER YERLİKAYA - Bir Şehrin Sinemaları; Saray sineması…

Ah! Sevdam, bir tanem yüreğimin sesi; ne güzel bu şehirli olmak…

ÖMER YERLİKAYA - Bir Şehrin Sinemaları; Saray sineması…

Artvinli olmak ne güzel! Çoruh’un dikine yükselen yamaçlarına bir sevda gibi yaslanıp şarkı söylemek ne güzel… Ah hayat ne güzel, yaşamak ne güzel... Birine bir iyilik yapmak ne güzel... Sen bu şehrin yazarısın akıllım, bırak sitemlerini buna hakkın yok senin. Al kalemi eline yazılacak, anlatılacak o denli çok şey var ki. Hepsini yaz bir bir… Hepsini anlat unutulmasın hiç bir şey yazılmadık bir şey kalmasın. Ah! Bizim sevdalarımız gömülü bu şehirde; ne yana baksak ne yana dönsek bir anı bir hatıra sanki bize el sallıyor. Onlarla karşılaşmak ne güzel… Bir ceviz ağacı vardı yolumun üzerinde o çocukluğumun ceviz ağacıydı, bir de suyu akan taş çeşmelerimiz vardı bizim. Ne zaman oradan geçsem ne zaman onlardan birisine rastlasam bir şeyler fısıldar onda çocukluğumu yaşardım. Zaman nasıl acımasız öyle ceviz ağacım kurudu, çeşmemin suyu akmaz oldu. Nasıl üzüldüm bunu anlatamam, sanki içimden bir şeyler kopup gitti. Anılarım, çocukluğum, eski zenginliğim, bir yanım hayatımdan bir bir siliniyor. Bu şehirde çocukluğumun izleri öylesine azaldı ki tek tesellim bildiğim, duyduğum, gördüğüm her şeyi yazabilmekte saklı duruyor. Birde Medine Acar halamın o küçük evi, bahçesi hiç değişmedi, orası bizim gözbebeğimiz oldu.Penceremden her baktığımda iskebeyi görüyorum, karşımda. Keşke iskebe hiç bozulmasaydı. Çocukluğumu besleyen anılardaki gibi bacası tüten bir kaç ev olarak kalabilseydi. Hepimiz beton yığınlarının içine gömülüp kaldık.

Küçük şehrin girişinde küçük bir jandarma karakolu vardı. Küçük bir bahçesi kulübeyi andıran birde binası vardı. Üst tarafı yamaçtan sarkan meyve ağaçları ile doluydu. Çocuktum ufacıktım, ne zaman karakolun önünden geçsem durur askerleri izlerdim. Sayıları yirmiyi bulan askerler orada sabah sporu yapar, tüfek çatar görev yoksa bütün günü orada geçirirlerdi. Bir gedikli vardı başlarında, göbekliydi, dökülmüş saçları öne çıkmış kemerli burnu vardı. Beğenmediği bir şey olursa oturduğu sandalyesinden ahşap masaya elini vurur oradan emirler yağdırırdı. Göbekliden korkardım. Bazen başımı eğerdim beni görmesin diye. Sıkılınca oradan yürür giderdim efkâra doğru. Ben çocuktum bizim bir manavımız vardı. Çantlı Hasan dayı derlerdi adına. Bütün şehrin tanıdığı birisiydi. Ne müşfik ne babacan insandı öyle, ne güzel yüreği vardı. Ahşap barakayı andıran bir dükkânı vardı. Sanki bir şehrin sebzesi meyvesi orada alınıp satılırdı. Bir de onun fakir fukaraya fileler dolusu verdiklerini, gönderdiklerini bir bilseniz. Parası olanda olmayanda herkes oradan alırdı. Hasan dayı dert etmezdi kendine; Ne istiyorsan al götür diyen bir yüreğe sahipti. Bir de Şevki Karahanımız vardı bizim. Temiz giyimli, kibar, modern bir adamdı. Kendine özen gösteren bakımlı birisiydi. Bin bir çeşit satan mağazası vardı. Ne ararsanız orada bulurdunuz. Bir yanında saray sinemasının bir afişi asılı dururdu. Çocukken o afişleri izlerdim. Afişin birinde filmin adı On korkusuz adamdı… Yılmaz Güney Tamer Yiğit, Adnan Şenses Tijen Par, Sevda Ferdağ, Selma Güneri Ve memleketimizin büyük aktörü Erol Taş oynuyordu…

Şehrin girişinde Saray sinemamız vardı. İşletmesini Şevki Karahan yapıyordu. Saray sineması oldukça büyük bir sinemaydı. Balkonluydu, kocaman bir perdesi vardı. Aralıksız yaz kış film oynardı. Öyle filmler oynatılırdı ki sinemada adım atılacak yer bulunmazdı. Kışın o koca sinemayı ısıtmak hep zor olurdu. Orta bir yerinde fıçıdan yapılmış kocaman bir sobası vardı. Ağzına kadar odun doldurulur cayır cayır yanardı. Perde arası herkes sobanın başına toplanır filmi aratmayacak ayaküstü sohbetler yapılırdı orada. O yılların filmleri öylesine içten öylesine iyi yorumlanırdı ki seyirci film ile birlikte adeta olayları yaşardı. Erol Taş rolünü öylesine başarılı icra ederdi ki seyirci dayanamaz ağzına geleni söylerdi. Kötü bir insan ancak onun rolünde oynadığı kadar kötü olabilirdi.

Sinemanın üst katında Saray sinemasının yazlık bölümü de vardı. Açık hava sinemasıydı burası ve yaz sezonunda filmler oynardı. Şevki Karahandan sonra sinemanın işletmeciliğini Zülfikar Pamuk yaptı. Sinemanın yol seviyesindeki zemin katlarda Şevki Karahanın mağazası, Yüz binlik İsmet’in gıda üzerine dükkânı, Hamdi Erol’un lokantası, Ali Delibaş’ın parçacı dükkânı vardı. Ah! O yıllar ne güzel yıllardı; dostluklar, yarenlikler sevdalar ne duruydu ne güzeldi. İçten bir gülümsemeler, selamlaşmalar dostane tavırlar yaşanırdı. O güzellikleri biz hepimiz birlikte yaşadık, selam olsun o günlere… 

Sevgi ile kalın.