KÖŞE YAZARLARI
Giriş Tarihi : 07-05-2021 19:12   Güncelleme : 07-05-2021 19:12

ÖMER YERLİKAYA - Avucuna aldı maviyi...

Dereler koptu, köpüklü aktı mavi yılların üstüne.

ÖMER YERLİKAYA - Avucuna aldı maviyi...

Ağaç dalında asılı kaldı çocukluğu. Çelik bakışlı iki göz, çelik mavisi göğün en tepesinde. Kartal bakışı dere tepe aştı. Mavinin içinde mavi aşkla uçtu. Gözlerinin aksı indi dereye. İplik iplik bir çizgi aktı gözlerinden. Bir güneş ışığıydı bir çoban gördü birde sürüsünde beyaz kürküne kına yakılı sürünün en küçüğü. Tizdi sesi, küçük bedeni titrek ayakları güçsüz. Ömrünün bir kaçıncı günü henüz... Maviye açtı gözlerini, yeşili çok sevdi ne olduğunu bilmeden. Titreyen huzuru dağın yamacında gördü. Güneşe uzanan meşe filizi yedi iştahla. Biraz boğuk ve biraz acımsı geldi kekrekti tadı. Ağzı pörsüdü, damağı meşenin acı suyuyla incindi. Beni güneşe çıkar, beni güneşe çıkar! Meledi. Çoban bir taşın üzerinde taş gibi yığılı. Yılgınlığı çoktu o gün. Kederliydi, hüzün boşalttı maviye. Başını uzattı hatıla suyuna baktı. İsteksiz bir şey görmekten korkan İsli bakışla baktı. Mavinin içinde siyah akıyordu dere. İçinde bir kıpırtı kıpırdadı durmaksızın. Annesini gördü köknarın kuru dalında. Annesi de kuruydu. Özlemi, yitikliği ağacın dalındaydı. Çoban annesine baktı. Hayallerini taşımaya çalıştı annesine taşıyamadı. Kuru kadının kuru gözleri bedevre bacalı evler gördü. Kuru ağaç dalında diklendi, daha daha diklendi. Boyu Bir kaç insan boyuna ulaştı. Kuru bedeni daha kurudu. Sisli gördü vadiyi. Ellerini kuru saçlarında gezdirdi. "Saçları deli Çoruh gibi avucuna düşen kadını" gördü. Nereden bilsindi büyük usta Kevser Ruhi yi. İçine dolan nergis kokusunu geğirdi. Sözcüklerle bu denli oynaşan birini daha önce hiç görmemişti. Kızdı içinden. Deli bunlar dedi maviye. Sanki ömründe bir kaç yazar görüp tanımışğı vardı. Gürsel Balcı yı yine görmüştü önceden. Sınırdaki Sırrın gizemini biliyordu artık. Çok sevdi o hikayeyi. Daha diklendi Taştan Çıraların ağlar gördü mavisini. Ben maviyim diye bağırdı oğluna. Oğlu duymadı. Omzundan arkaya baktı. Avazanat oralarda, döndü Ersin Yeniyi düşündü. Birisi Gülümcandan şiirler okuyor, sazından küçük esintiler ulaştı tutunduğu kuru dalına. Ertürk Demirci diye bir ses duydu. Kızgındı. Elini, dökülmüş kaşlarının üstüne selama tuttu. Tutsak nehirsin Çoruh diye bağırdı. Abbas Gündağa baktı. Birden Sayime öğretmeni gördü. Anılara yolculuğu gösterdi, elindeydi. Arka kapakta gülümseyen biri vardı. Ben Gökhan Dede diyordu. İçindeki hüzün aktı maviye. Ağaçtaki kadın Sayime hocayı çağırdı, mavim ol gel dedi. Taşın öteki ucunda sevda çiçeğim diye sesleniyordu Avni Temiz. Özgecanda Necat Bayraktar gördü. Kadın içini çekti. Tütiya bibiye benzedi. İlahi Salih Altun hoca ne güzel yazmışsın Tütiyayı... Kokladı, maviyi ağzına aldı. Bir evde bir oğul, niye yalnızsın? İç geçirdi bakarken Turgut Akkuş. Hoş yöresel ağzı kaleme en iyi senin aldığın söyleniyor. Gözlerini tepesinde dönen kartala çevirdi. Uğursuz dedi. Bakışların sönsün, üzerindeki gümüşün aksın soysuz dedi. Udmileri indirdi şehre usta kalem Fevzi Durmuş. Kadın dalda asılı kaldı. Çoban taştaydı. Kavalından yanık ezgi duydu. Dilfez geldi aklına. Neredeydi Yalçın Temiz? Çok sevdi Dilfezi.Yüreğimin dili dedi hep Gülden Taş. O şiirleri şiirler onu çok sevdi. Başlangıcın sonrası felsefi ve kültürel sözcükler Murat Kadıoğlu diyordu durmadan.

Dal sarktı daldaki kadın sarktı. İndi çıktı dala uzandı. Tavşan kanı çay dedi uzaktan maviye. Mümtaz Temiz hoca ne becerikliydi böyle. İçilmemiş çayın hesabı yankılandı mavide. Gök bakışlı kartal döndü, dönerken iniyordu yere. Ben Artvin'im dostlar bensiz olmaz! Ruhan Odabaş serbest mısraların usta şairi oradaydı. Beyaz Aliye destan yazdı, Yüreğinizi ısıtmaya hazır mısınız? Diyordu Hikmet Kavasoğlu. Emeğin yerde kalmasın büyük şair. Dedi, kuru dalın üzerinden. Kadın ılık damlaları hissetti üzerinde. Türkbey Hasan Torun ılık damlaların sahibi dedi oğluna. Vadideki çığğı duydu ağacın dalında. Bir başka Hasan Torundu karşısında duran. İlk şiir kitabıydı çıkan. Şu sözcüklerle oynama modası geldi yeniden aklına. Ayaktaydı daldaki kadın. Mavi gözlüydü komutan parmağını uzattı ya istiklal ya ölüm diyordu. Yeniden en uzağa baktı. Egenin o taraflarında Şerife Didem Keremoglunu gördü. İçi kıpır kıpırdı. Yine hüzzam ile yetinmedi. Evliliğim sadist bir monolog dedi. Birileri anlamadı birileri çok beğendi.

Meşe yaprağını yaladı kuzu, kınalıydı. Kartal gümüş, kuzu kınalı, kadın dalda çoban taştaydı. Kartal döndü yeniden. Pençelerini uzattı toprağa. Ağzı acıydı kuzunun. Sırtında demir pençeyi hissetti. Canı yandı, meledi. Sürüden bir koyun koştu arkasından, annesiydi. Gözleri büyüdü çobanın, kavalı düştü elinde. Taşın üzerinde diklendi. Kıpırtısız taş oldu, dondu. Kadın dalda kuş oldu, uçtu arkasından. Kartala kızdı. Gümüşün sönsün, dedi. Kuru dudaklarının iç etlerini ezdi. Kuzu açtı, kartal ondan açtı. Kartal yükseldi, kuzu meledi. Kuru kadın bağırdı maviye: o orada o orada... Aydın Karasüleymanoğlu en tepede kırk kitaplı kırıkların büyük ustası. O orada o orada... Bir top ışık düştü gökten. Vadiye, Uzak Dağın Rüzgarı esti. Henüz basılmamıştı, imi timi belli değildi. Yazarı kimdi? Asya bir meleğin beyaz kanatlarıyla mavide uçuyordu.

Sevgiyle kalın.