YEREL
Giriş Tarihi : 23-06-2021 10:55   Güncelleme : 23-06-2021 10:55

METİN LOKUMCU İÇİN ADALET

Öğretmen Metin Lokumcu’nun davarı 28 Haziran Pazartesi günü saat 10.00’da Trabzon Adliyesi’nde görülecek.

METİN LOKUMCU İÇİN ADALET

Öğretmen Metin Lokumcu’nun avukatları 21 Nisan’da görülen duruşmada neler olduğunu ve 28 Haziran’da görülecek olan duruşmada neler olacağını değerlendirdi.

Avukatlar tarafından hazırlanan rapora göre, 31 Mayıs 2011 günü Hopa’da kullanılan ve biber gazı olarak bilinen OC ve CS gazlarının aslında kimyasal olduğu ve uluslararası sözleşmelere göre kimyasal silah olarak tanımlandığı, bu kimyasal silahların ve toplumsal olaylarda kullanılan diğerlerinin ölümcül etkileri olduğunu ortaya koyan çok sayıda bilimsel çalışma bulunduğu ve  bu gazları kullanmak için polis olmanın yeterli olmadığı, hukuki düzenlemeler gereğince bu kimyasal silahları kullanacak personelin özel olarak eğitim alması gerektiği, dolayısıyla toplumsal olaylarda gaz tüfeklerini kullanan kolluk güçlerinin bu kadar yakın mesafeden ateşledikleri silahların ölümcül sonuçlarını bildiği halde ateşlediği belirtildi.

Hopa’yı kimyasal gaza boğdular

Nitekim 31 Mayıs günü de hem bu davada yargılanan 13 kişinin, hem de müfettiş raporunda da belirtildiği gibi haklarında dava açılmasa da çok daha fazla sayıdaki gaz kullanan personelin, keza müdahalenin sertliğine, yoğunluğuna ve süresine yönelik talimatı veren amirlerin, bu kimyasal gazların öldürücü etkilerini bilmelerine rağmen hiçbir ölçü gözetmeden Hopa’yı kimyasal gaza boğdukları, yani o gün gaz kullanılırken “eğitimde esas alınan kriterlere” dahi uyulmadığı açıklanan raporda “ Metin Lokumcu’nun ilk anda yüzüne doğrudan gaz sıkıldığı, sonrasında da defalarca doğrudan gaza maruz kaldığı, yanı sıra darp edildiği, Metin Lokumcu’nun ölümüne, 31 Mayıs 2011 günü sanıkların hukuksuz ve ölçüsüz bir biçimde gaz kullanmasının neden olduğu; bunun Türk Tabipleri Birliği ve Adli Tıp Kurumu Genel Kurulu raporlarıyla da bilimsel olarak doğrulandığı; bu nedenle de yargılanan polislerin eylemlerinin iddianamedeki gibi “taksirle öldürme” olarak nitelendirilemeyeceği, ölümle sonuçlanacağı öngörülmesine rağmen, eyleme devam edildiği için “olası kast”ın mevcut olduğu belge ve görüntülerle desteklenerek anlatıldı” denildi.

‘Beraat gerekçesini anladık’

Bu tartışmanın sadece yargılamanın seyrini değil, aynı zamanda yargılamanın hangi mahkemede devam edeceğini belirlemek açısından da önemli olduğu söylenen raporda “Zira sanıkların olası kasıtla hareket ederek Metin Lokumcu’nun ölümüne sebebiyet vermeleri demek, davanın asliye ceza mahkemesinde değil ağır ceza mahkemesinde sürdürülmesi anlamına geliyordu. Teknik ifadesiyle Trabzon 2 Asliye Ceza Mahkemesi’nin görevsizlik kararı vermesi anlamına geliyordu” ifadelerine yer verildi.

Trabzon 2 Asliye Ceza Mahkemesi’nin  “Her ne kadar müştekiler vekilleri, baro ve dernekler adına beyanda bulunan avukatların görevsizlik kararı verilerek olası kastla nitelikli kasten öldürme suçundan sanıkların yargılanmasının yapılması için dosyanın ağır ceza mahkemesine gönderilmesi istenilmiş ise de; sunulan dilekçe ve ekleri ile flash bellek içerisindeki video kaydı birlikte değerlendirildiğinde müteveffanın yakınlarının bir rahatsızlığı yahut hastalığı bulunduğuna dair bilgilerinin olmadığını beyan etmeleri, Yalova 3. Asliye Ceza Mahkemesi’nin 2013/427 e. sayılı dosyadaki olayın gelişimi ile bu dava dosyasındaki olayın gelişiminin farklı olması ve mahkememizce maddi hakikatin ortaya çıkarılması için resen araştırılacak hususların bulunması nedeniyle bu aşamada söz konusu talebin reddine karar verilmiştir” gerekçesiyle talebi reddettiği bildirilen raporda bu gerekçenin, Metin Lokumcu’nun ölümünü “kendisinde mevcut bir rahatsızlık bulunup bulunmadığı” üzerinden tartışması nedeniyle hayli kaygı verici olduğu ve bu yargılamanın sonundaki “beraat”in gerekçesini anlamalarına neden olduğu vurgulandı.

Metin Lokumcu’nun kaybı

Yargılamadaki ihlallerin bu “gerekçe” ve red kararıyla sonlanmadığı açıklanan raporda, “En temel meselelerden biri de yargılanan 13 kişinin ifadelerinin mahkemeye gelmeden, yaşadıkları şehirlerde ne hakim, ne savcı, ne Metin Lokumcu’nun ailesi nede ailenin avukatları olmadan alınmış olmasıydı.  Bu durum Metin Lokumcu’nun kaybını yaşayan hepimizin yüzleşme hakkını, bu yargılama sürecinin onarıcı olabilme imkanlarını ortadan kaldırıyor. Diğer yandan sanıkları bizlerden kaçırma tutumu, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 201 maddesinde düzenlenen doğrudan soru sorma hakkımızı da işlevsiz kılıyor” denildi.

Sanıkların mutlaka mahkemeye getirilmesi konusundaki ısrarlarının da reddedildiğini açıklayan avukatlar, katılanlar vekillerinin sanıkların bizatihi duruşmaya getirtilerek yüz yüzelik ilkesi gereğince sorgularının yapılması yönündeki talepleri hususunda yapılan değerlendirmede, CMK’nun 196/2 maddesi gereğince sanıkların üzerine atılı suçun alt sınırı gözetilerek istinabe yasağı bulunmaması sebebiyle sanıkların bizatihi duruşmaya getirilmeleri yönündeki talebinin reddine ancak katılanlar vekillerinin celse arasında sanıklara sorulmasını istedikleri soruların dilekçe ile mahkememize bildirilmesi halinde mahkememiz tarafından gerek katılanlar vekillerinin sanıklara yöneltecekleri sorular değerlendirilerek gerekirse sanıklar için yeniden talimat yazılmasına ya da gerekirse sanıkların SEGBİS vasıtası ile gelecek duruşmada hazır edilmesi için gerekli usulü işlemlerinin yapılması yönünde karar oluşturulduğunu beyan etti.

10 yıl içinde sanki hiç değişmemişler

Ceza usul hukukunun temel bir ilkesinin, sanıklara doğrudan ve çapraz olarak soru sorma hakkının, önceden yazılı olarak soruların iletilmesi haline dönüştüğüne dikkat çekilen raporda, 21 Nisan’da görülen duruşma özetlendi ve

“Trabzon 2 Asliye Ceza Mahkemesi; İddianamedeki suç tarifinin hatalı olduğu, sanıkların kasten öldürme eylemi nedeniyle ağır ceza mahkemesinde yargılanması gerektiğine ilişkin yürüttüğümüz hukuki tartışmayı ‘şimdi kabul etmiyorum ama bir gün belki kabul edebilirim’ gerekçesiyle reddetti, 9 yıl 11 aya rağmen mahkemeye çağrılmayan, oldukları yerde talimatla ifade veren sanıkların getirilmesi taleplerini, CMK 201 maddenin açık düzenlemesine ve bu maddeyi bilmediği düşüncesiyle kendisine defaatla hatırlatılmasına rağmen reddetti. Sanıkları Mahkemeye çağırmaması, en azından oldukları yerde yapılacak duruşmalara avukatlarımızın katılımının sağlanması taleplerini reddetmesi yetmezmiş gibi, sanıkların fotoğraflarının çekilip gönderilmesini istedi. 10 yıl içinde sanki hiç değişmemişler gibi, onca kimyasal gaza karşı taktıkları maskeler ve özel kıyafetleri ile tanınmaları mümkünmüş gibi. Duruşmada hazır olan Artvin, Bursa, Diyarbakır, İzmir, Trabzon, Van Barolarının ve hukuk derneklerinin davaya katılım taleplerini reddetti” denildi.

İlk duruşmanın 9 yıl 11 ay sonra gerçekleştiğini ve “işi yokuşa sürmek” anlamına gelen bu kararlara yaptıkları itirazların da yine hukuken haklı olmayan gerekçelerle reddedilince, bu hakimin bu davayı yürütme konusunda zaten bir fikri / önyargısı olduğunu, tarafsız ve objektif davranamayacağının kendileri açısından netleşmiş olduğu belirtilen raporda bu nedenle hakimin reddini talep ettikleri ve itirazlarının; “hakimin tarafsızlığını tehlikeye düşürecek bir durum bulunmadığı” gerekçesiyle reddedildiği ifade edildi.

28 Haziran’da neler olacak

Raporun devamında ise “28 Haziran Duruşmasının Gündemi Ne Olacak?” başlığıyla devam etti ve “Şimdi 28 Haziran pazartesi günü görülecek ikinci duruşmaya hazırlanıyoruz. Bu duruşmada ilkinde olduğu gibi vekillerin, sendika, meslek odası ve kurum temsilcilerinin, siyasi partilerin, ülkenin dört bir yanından gelen Baro Başkan ve yönetim kurullarının ve Hopa halkının katılımıyla gerçekleşecek. Bu duruşmada 31 Mayıs’ın görgü tanığı olan, Metin Lokumcu’nun maruz kaldığı muameleye, darpa, kimyasal gaza tanıklık edenler dinlenmeye başlayacak” denildi.

Yanı sıra 2012 tarihinde yaptıkları başvuru sonrasında Metin Lokumcu’nun maruz kaldığı kimyasal gazlarla, ölüm arasında bağlantı olduğunu bilimsel olarak ortaya koyan Türk Tabipleri Birliği Değerlendirme Raporunu hazırlayan bilim insanlarından biri olan adli tıp uzmanı ve hali hazırda Türk Tabipleri Birliği Başkanı Prof. Dr. Şebnem Korur Fincancı’nın da uzman bilirkişi olarak dinleneceği açıklanan raporda, “TTB raporundaki bilimsel ve tıbbi bulguları aktaracak. Duruşmada yukarıda aktardığımız görevsizlik ve sanıkların mahkemeye gelmesi taleplerini tartışmaya devam edeceğiz. Keza duruşmaya ilk kez katılan Barolar yönünden davaya müdahil olma talepleri de iletilmeye devam edilecek” ifadeleri yer aldı.

Talebimiz…

Raporun devamında avukatlar taleplerinden bahsederek, “Talebimiz; Mahkemenin olayın gerçekleştiği Hopa’da keşif yapmaya karar vermesi ve Metin Lokumcu’nun yanında olan görgü tanıklarını olay mahalinde dinlemesi…Bu duruşmada bu kararın çıkması için tartışma yürüteceğiz.   Ama duruşmada ne olursa olsun, hep söylediğimiz gibi, bir yargılama “varmış”, “dava görülüyormuş” gibi yapılmasına izin vermeyeceğiz” ifadelerine yer verdi.

DİLAN ŞAHİNBAŞ