YEREL
Giriş Tarihi : 18-10-2021 12:35   Güncelleme : 18-10-2021 12:35

Köyler şehrin yükü hafifletiyor

Köyler şehrin yükü hafifletiyor

Artvin Yerel Tohum Derneği Yönetim Kurulu üyesi Tayfun Akan, dernek faaliyetlerine, vizyonuna yönelik açıklamalarda bulundu.

Artvin'de yaşayanların otomatik olarak çiftçi doğduğunu, atalardan kalma tarımı devam ettirdiklerini söyleyen Akan, “Elimizden geldiğince atalarımızdan kalan miras için bir şeyler yapmaya çalışıyoruz. Birçok sivil toplum kuruluşunda yer alıyoruz, birçok gönüllü işçilikte yer alıyoruz. Yardımımız dokunabilecek ne varsa elimizden geldiğince yapmaya çalışıyoruz” dedi.

Artvin Yerel Ata Tohum Derneği’nin kuruluşundan bahseden Akan, “Ata tohumları paylaşımı ile bu işe başladık. Bunun nedeni tohumlara erişimde sorun yaşıyorduk. Türkiye'de 2006 yürürlüğe giren 5553 sayılı Tohumculuk Kanunu ata tohumu satma işi resmi olarak yasakladı. Sadece ata tohumu takasına izin veriliyor.  Biz de paylaşım grubu ile bu işe başladık. Sonrasında Kurucu Başkanımız Filiz Akyüz’ün Ocak 2019'da yaptığı çalışmaları resmi boyuta kazandırmak için adım attı. Bunun için 2019 yılının ocak ayında göreve başladık. Gönüllülük esası ile çalıştığımız birden fazla kurucu üyelerimiz mevcut” diyerek kendilerine yardımları dokunan herkese teşekkürlerini iletti.

Dernek faaliyetleri hakkında açıklamalarına devam eden Akan, “Tohumları dağıtacağımız ve tohumları tekrardan toplayabileceğimiz bir dönemdeyiz. Elimizde çok fazla envanter de yok. Bu yüzden en son takas şenliği yaptık. Burada elimizde var olan çeşitleri paylaştık. Biz tohum satışı yapmıyoruz. Tek amacımız GDO’su ile oynanmamış, hibrit özelliği olmayan, organik ve yerli tohumları paylaşmak hem coğrafyamıza uygun hale gelmesi hem de herkese hitap etmek açısından herkesin ulaşabilmesi açısından faaliyetlerimizi yürütüyoruz.  Buğday konusunda daha fazla çalışmalarımız mevcut, diğerleri daha çok çiçek ve aromatik bitkiler şeklinde” dedi.

Teknik ekiplerinin olmadığını bunun nedeninin ise imkanların kısıtlı olması olduğunu açıklayan Akan şu ifadeleri kullandı:

“Yeterli imkânı bulamadığımızdan sadece gönüllülük esasıyla çalışıyoruz. Atalarımızdan gelen değerler var, bilgi birikimleri var. Bunları araştırarak tohum arşivi olan ailelerden yardım alıyoruz. Arazilerini açıyorlar. Var olan tohumları fide haline getiriyoruz. Tohum satışı yasak olduğundan herkese bu tohumu ulaştırmak için bir organizasyon yoktu. Bu yüzden bunu yapabileceğiniz en iyi organizasyon şenlikti. Bize bir amaç ve araç lazımdı. Bu da şenlik oldu. Bu yıl 4’üncüsü düzenlenen şenlikte aynı yöntemlerle envanterimiz olan tohumlarla 200 çeşide yakın tohum dağıttık. Elimizden geldiğince şenliklerde insanlarla GDO’su ile oynanmamış, hibrit tohum olmayan tohumları paylaşıyoruz. Bizim ata tohumlarımız vardı ama belirli ölçülerdeydi. Elimizde olmayan tohumları başka birilerinden hatır gönül işi istiyorduk. Bu kadar canlanmamış olmasının nedeni tüketim toplumuna yönelmiş olmamızdır. Üretimin ne kadar önemli olduğunu zamanla daha çok göreceğiz. Çiçek aromatik bitkiler dahil 600 çeşit tohum var elimizde. Bazılarını paylaşamıyoruz ekim zamanı geldiği zaman bizim ekmemiz gerektiği için elimizde var olan tohumları artırmaya çalışıyoruz.”

Bölgeye özel tohumları aktaran Akan, “Ispanak, carhala dediğimiz şeker pancarı, buğday var baskın gen olarak kullanıyoruz. Ekonomik sıkıntılar nedeniyle sürekli tohum analizi gerçekleştiremiyoruz ama analiz kadar değerli geleneksel bir bilgi var; annelerimiz, anneannelerimiz ve büyüklerimiz sayesinde bu işi daha detaylı öğreniyoruz. Tüm dünyada ekolojik denge bozukluğu var ve bunun en önemli etkenlerinden bir tanesi su. Çok ciddi bir sıkıntı içerisindeyiz. Bunun için en doğrusu suyu tasarruflu kullanmaktır. Damlama sulama sistemi ile bahçe ile sulamak kolay. Ekolojik dengesizlikten dolayı su azalmaya başladı, hane sayısı arttı. Toprak işlenme sayısı artmasına rağmen su azaldığı için sorunlar yaşanmaya başladı. Bu sorunlardan kurtulmak için damlama sitemi veya havuzlama sistemi ideal oldu. Sulama için en doğru zaman güneşin tepeden indiği zamandır. Çünkü güneş tepede olduğu zaman su verdiğinizde suyu zaten toprak çekiyor ve ağaçların yaprakları büzüşüyor” dedi.

Gönüllülük esasıyla hareket ettiklerini değinen Akan, “Kimseye zorla bir şey yaptırmamız gerekmiyor. Tohum verdikten sonra, bir sonraki sene tekrar ekebilmemiz için birbirimizle paylaşmamız gerekiyor. Üretilen ürünlerin tamamını biz almıyoruz. Bizden tohum alan ve geri getiren kişiler de gönüllülük esasıyla çalışıyor o yüzden sorun yaşanmıyor. Bu işe ilk başladığımızda 3 dönümlük arazi vardı. Bunun bir kısmı kendi annemin uğraştığı alandı, burada başladık. En son 300 dönüme yakın alana buğday ekerek 10 tona yakın verim elde ettik. Bizim 10-15 dönüm alanımız var ilçelerle beraber. 30 dönüme yakın arazi var ama hiçbiri derneğimize ait değil. Gönüllülerin arazileri. Biz o alanı kullandığımızda kendisi kullanamadığı için ektiğimiz üründen aldığımız verimi paylaşıyoruz. Üreten ve üreticinin yanında olan herkese teşekkür ediyoruz. Bizim ana amacımız ata tohumunu dağıtıp çoğaltmaktı” ifadelerini kullandı.

Türkiye’de bu alandan ilk kurulan derneğin İzmir Yerel Tohum Derneği olduğunu belirten Akan, “Bizim derneğimiz de Türkiye’de ikinci sırada yer alıyor. İki derneğin başkanı da birbirlerinin derneğine üyedir. Kardeş dernek mantığıyla hareket ediyoruz. Bizim yöremize ait tohum istediklerinde biz gönderiyoruz, biz de yöremize uyacak tohum varsa onlardan istiyoruz. Bizim bir tohum bankası hayalimiz var. Artvin için istedikleri zaman, istedikleri tohuma erişebilmeleri için tohum bankası hayali kuruyoruz, bu fikrin kurucusu da Filiz Akyüz’dür. Biz üreticiyken resmiyete büründük ve dernek üzerinden ulaşıyoruz, ne kadar çok kitleye ulaşabilirsek o kadar iyi olacak” dedi.

Artvin Yerel Tohum Derneği Yönetim Kurulu üyesi Tayfun Akan açıklamalarının devamında şu ifadelere yer verdi:

“Yürüttüğümüz projelerin herhangi birinden gelir elde etmek söz konusu değil. Sadece var olan matrahı değerlendirmek ve azamisini ödeme durumu söz konu. Bizim buğday projemiz var. Ne kadar elde edebilirsek dernek giderlerini karşılamak için kullanıyoruz. Ciddi bir üretimimiz ve kaynağımız yok. Giderlerimizi karşılayacak kadar paramız oluşuyor.

Döl buğdayı dediğimiz ilk tohumunu Ardanuç’tan aldığımız, coğrafi işaret için başvurduğumuz ürünümüz mevcut. Artvin’de döl buğdayı olan buğday, daha önce tahlilleri yapılmış ama pandemiden dolayı süreç uzadı, bu süreci tamamlayacağız. Ama coğrafi işaret almak kolay değil. Çok fazla kaynağa ulaşmanız, birleştirmeniz ve sunmanız gerekiyor. Döl buğdayı dışında Yusufeli pirinci ve Binat fasulyesi dediğimiz kaynaklar mevcut. Bu kaynakları Artvin Belediyesine verdik, onların destekleri mevcut.

Döl buğdayı etrafında bulunan her şeyi kendine çevirebilen, yabanilerin uzak durduğu bir buğday. Dikenli yapısından dolayı bazı üreticiler etrafına döl buğdayı ekerek ortasına yabanilerin erişmesini istemedikleri ürünleri ekiyorlar. 2022 içerisinde döl buğdayı için coğrafi işaret almak istiyoruz.

Geçen senelerde 300 dönüme yakın buğday ekerek 10 ton elde ettik. Bu yıl 2 ton buğday almışız. Hava, iklim gibi sebeplerden zayi oldu. Bu yıl çekirge istilası da baş gösterdi. Ekolojik döngü bozukluğu ürünlere yansıyor bu da soframıza yansıyor.

Doğduğumuzdan beri tarımla ilgileniyoruz. Coğrafyamızda çok fazla imkân yok, bu da bizi köye tarıma yöneltiyor. Köyler daha iyi şehirdeki yükten kurtuluyoruz. Severek yapıyorsanız toprakla uğraşmak çok iyi.

Temiz topraklarda saf tohumlar, ata tohumlarının, kimyasal kullanılmayan süreçten geçirmeleri gerekir. Önceden hayvan gübresiyle organik yaparlardı, günümüzde kimyasalla oluşturulan gübreler mevcut. Fazla katkısı olabilir ama kimyasaldan uzak durulmalı. Yöremize uygun ata tohumlar bulmak gerekiyor.”