YEREL
Giriş Tarihi : 29-06-2021 10:33   Güncelleme : 29-06-2021 10:33

Korkunç Bir Deney: Canavar Çalışması

1939 yılında psikolojik bir araştırma uğruna 10 masum çocuğun hayatını sonsuza dek değiştiren Canavar Çalışması hakkında neler biliyorsunuz? Birçok açıdan tartışılması gereken bu deneyi yakından tanımak istiyorsanız yazımı okuyabilirsiniz.

Korkunç Bir Deney: Canavar Çalışması

1939 yılında psikolojik bir araştırma uğruna 10 masum çocuğun hayatını sonsuza dek değiştirecek bir deney yapıldı. Dehşet verici bu deneyde, yetim denek çocuklara yapılan psikolojik şiddet sonraki yıllarda etik açıdan çokça tartışılacaktır. Bu korkunç deney 1939 yılında Lowa Üniversitesi’nde Wendell Johnson gözetiminde o dönem yüksek lisans öğrencisi olan Mary Tudor tarafından gerçekleştirilmiştir.

Deneyin amacı kekemeliğin asıl nedenini bulma; kekemeliğin genetik olup olmadığını, psikolojik bir travmadan kaynaklanıp kaynaklanmadığını anlamaya çalışmaktır.

Deney için 22 yetim seçildi. Aralarında kekeme olanlarının da bulunduğu bu 22 çocuk sadece konuşma terapisi alacaklarına inanıyorlardı. Yani 22 yetim de dahil olmak üzere hiç kimse deneyden haberdar değildi.

22 çocuğun 10 tanesi daha öncesinde öğretmenler tarafından belirlenmiş bir konuşma güçlüğü çekiyorlardı. Kısacası bu 10 çocuk kekemeydi. Deneyde 10 kekeme çocuk beşer kişilik iki gruba ayrıldı. Birinci gruba pozitif konuşma terapisi uygulandı. Grup IA olarak adlandırılan bu gruptaki çocuklara konuşmalarının düzgün olduğu, zamanla daha iyiye gittiği gibi olumlu cümleler söylendi. Diğer gruba ise negatif konuşma terapisi uygulandı ve bu gruba da grup IB denildi. Bu gruptaki çocuklara konuşmalarının kötü olduğu, bunu düzeltmeleri gerektiği gibi olumsuz hatta çoğunlukla kötü hissettirecek cümleler söylendi.

22 çocuktan 12 tanesinin konuşma ile ilgili bir problemi yoktu. Deney için bu 12 çocuk da iki gruba ayrıldı. 6 tanesine pozitif, 6 tanesine ise negatif konuşma terapisi uygulandı. Kekeme olmadığı halde negatif konuşma terapisi alan grup, grup IIA adını aldı. Diğer grup ise grup IIB olarak isimlendirildi.

Negatif konuşma terapisi uygulanan ve konuşma sorunu yaşamayan çocuklara; konuşmalarının çok kötü olduğu, telaffuzlarını acilen düzeltmeleri gerektiği, düzgün konuşmak için iradelerini kullanmaları gerektiği şeklinde bir terapi (!) uygulandı. Buna terapi demek ne kadar mümkünse tabii…

Pozitif konuşma terapisi uygulanan çocuklara ise konuşmalarında herhangi bir sorun olmadığı, çok güzel konuştukları söylendi.

Grup AII yani kekeme olmadığı halde negatif konuşma terapisi uygulanan bu çocuklar, deneyin en kötü ve acımasız kısmına maruz kaldılar. Bu gruptaki çocuklara konuşmalarıyla ilgili şu cümleler söylendi:

"İradenizi kullanın. Kekelememek için elinizden ne geliyorsa yapın. Kekelemeden konuşamıyorsanız konuşmayın."

Negatif terapi çocuklar üzerinde çok çabuk etki gösterdi. Hatta birçoğu bu deneyin etkisini yıllar boyu üzerinde taşıyacaktı. Çocuklar konuşmak istemiyor, az konuşuyor ya da net bir şekilde konuşmayı reddediyordu. Çocukların okul başarıları da düşmüştü. Negatif terapi kısaca çocukların tüm özgüvenini kırmış, kekemeliğe yol açmış ve çocukların tüm hayatını etkilemişti.

Bir ay önce özgürce kendini ifade eden Norma artık konuşmak istemiyordu. Yine bu grupta yer alan Betty açık açık konuşmayı reddediyordu. Hazel korktuğu için "ıı" diyor ve "ııı" dememek için ise parmaklarını şıklatıyordu. Hiçbir konuşma problemi yaşamayan bu çocuklar bir anda konuşma bozuklukları ve özgüven eksikliği yaşamaya başladılar. Üstelik bazıları bu sorunları hayatları boyunca yaşamaya devam ettiler.

Deneyin bir diğer sonucu ise olumlu terapinin kekemeyi düzeltmeye bir etkisinin olmamasıydı.

Yıllarca gizlenen bu deney, 2001 yılında bir gazetedeki makale ile gün yüzüne çıkmıştır. Deneyin etik dışı olması sebebiyle deneye "Monster Study" yani "Canavar Çalışması" ismi verilmiştir.

Lowa Üniversitesi bu haberden sonra böyle bir deneye ev sahipliği ettiği için özür dilemiştir. Ancak Mary Tudor sadece böyle olacağını tahmin edemediğini söyleyerek kendini savunmuştur. Birçok davaya konu olan bu deneyin üstü çok düşük bir tazminat ücreti ile kapatılmıştır.

Deney sonucu kekemelikte psikolojik travmaların etkisini çok net ortaya çıkarmış olsa da etik açıdan en korkunç deneylerden biri olarak tarihte yerini almıştır. Bu konudaki tartışmalar günümüzde de devam etmektedir. Peki ya sizce? Deneyin psikolojiye olan katkısı hafife alınamayacak olsa da bu çocukların hayatını altüst etmeye değer miydi?