YEREL
Giriş Tarihi : 27-05-2021 10:38   Güncelleme : 27-05-2021 10:38

Kendini bulma ve bir başarı öyküsü

Kocaeli Üniversitesi Radyo Televizyon ve Sinema mezunu Ayşenur Özdemir 4 yıl önce mezun olduktan sonra Yusufeli’ndeki köyüne yerleşti.

Kendini bulma ve bir başarı öyküsü

Okuduğu dönem Kocaeli’de çalıştığını fakat mezun olduktan sonra çalışma hayatında yer edinemediğini ve köyüne dönme kararı aldığını ifade eden Özdemir’le hayatı ile ilgili röportaj gerçekleştirdik.

Kendini tanıtır mısın? Ne zamandan beri köyde yaşıyorsun? 

Ben Ayşenur. 27 yaşındayım. Artvin'de doğdum, büyüdüm. Yaklaşık 4 yıldır da Artvin'in Yusufeli ilçesine bağlı bir köyünde ailemle birlikte yaşıyorum. 

Üniversite mezunu bir genç olarak köyde yaşama kararını nasıl aldın?

Benim köye yerleşme hikayem üniversite yıllarına ait bir fikirle başladı. Lise eğitimimi Artvin'de tamamladıktan sonra Kocaeli üniversitesi iletişim fakültesine başladım. Orada okurken aynı zamanda 2 yıl kurumsal bir radyoda çalıştım. Yerel gazetelerde, fotoğrafçılarda çalıştım. Bu alanda oldukça istekliydim aslında. Ama 4 yılın sonunda o kapitalist düzen, modern dünyanın vahşi rekabeti beni gerçek anlamda bitirmişti. Bu sırada ailem Artvin'de yaşıyordu. Babam emekli olmuştu. Köye yerleşme kararı almıştı. Annemle birlikte köye gelip ev ve ahır inşa ederek hayvancılık yapmaya başlamışlardı. Ben de bu sırada ekoloji, ekolojik köyler, ekolojik yaşam, çevre bilinci hakkında okumalar yapıyordum. Bu nedenle köye yerleşme fikri iyiden iyiye oturmaya başlamıştı. Okul bitti. Diplomamı aldım ve kelimenin gerçek anlamıyla kendimi köye attım. Köye tükenmiş bir halde gelmiştim. Köye gelince bir süre ne yapacağımı bilemedim. Çünkü o zamana kadar köyde en fazla bir iki ay yaşamıştım. Yaz tatilinde gelip gidiyordum. Köyde yaşamanın ne demek olduğunu bilmiyordum. Domates fidesi ile biber fidesini birbirinden ayıramayan bir insan için köyde yaşamak zor bir şey. Köyde geçirdiğim 3 aylık süreden sonra zorlanmaya başladım. Kendimi buraya ait hissedemiyordum. Dışarıda yeni bir hayat kurmak için gücüm ve cesaretim de kalmamıştı. Ne yapacağımı bilemiyordum. Uğruna yaşanacak bir hayat amacı bulamıyordum. Ve bir arayış içindeydim. Kendimi iyice bırakmamak için uzaktan eğitim ile fotoğrafçılık okuyarak ikinci bir üniversite diploması aldım. Yusufeli'nde yerel basında ve başka kurumlarda 7-8 aylık iş denemelerim oldu. Hafta sonları yine köye geliyordum. Köyde doğayı gözlemliyordum. Çiçekleri inceliyor ve araştırıyordum. Bunlardan keyif aldığımı fark ediyordum. Zaten her zaman doğayı, hayvanları ve araştırmayı seven bir kişiliğim vardı. Kurumsalda çalıştığım dönemlerden birinde kafamda ne yapacağıma dair bir fikir oluşmaya başladı. Ailem burada geçimini hayvancılıkla sağlıyor. Şehir dışına süt ürünleri satıyorlar. Ben de onlara benzer bir iş yapmaya karar verdim. Doğada bulabildiğim çiçeklerden bitkisel ürünler (yağlar, sabunlar, çaylar vb.) yaptım. Deneye yanıla yaptığım bu ürünlerin internet üzerinden satışlarını yapmaya başladım.  Maddi gelirimi bu şekilde sağlamaya çalışıyorum. ‘Doğaya, hayvanlara, emekçi haklarına duyarlı bitkisel ürünler’ sloganıyla girdim bu işe. Bu tam olarak benim dünya görüşüme, yetenek ve isteklerime uygun bir yaşam amacıydı.

Açıkçası hayvancılık pek benim yapabileceğim bir iş değildi. Çünkü beslediğim her hayvanla sevgi bağı kuran biriyim. Etinden ve sütünden faydalandığımız her hayvanla böyle bir bağ kurmak yıpratıcı oluyor. Sürdürülebilirliği çok zor. Tek başıma tarımla uğraşmak da benim fiziksel gücümü aşıyordu. Ama toplayıcılık tam bana göreydi. Mevsimine göre çeşitli çiçek ve meyveleri toplayarak onlardan üretim sağlamak yapabileceğim bir işti. Fakat bunun yanı sıra fikir olarak da bir şeyler üretmek istiyordum. Üniversiteden yakın bir arkadaşımın da desteğiyle sinema sitelerinde, ekolojik dergilerde yazılar yazmaya başladım. Yazmak ve fotoğraf çekmek yapabildiğim en iyi şeylerdi. Bu konuda üretmek de beni mutlu ediyor ve geliştiriyordu.

Kendi alanına dair çalışmalar yapıyor musun?

Köy işlerinin yanı sıra alanımla ilgili çalışmaya devam ediyorum. Şu an Karadeniz korku mitleri üzerine bir öykü kitabı yazıyorum. Bitmesine çok az kaldı. Şu sıralar bunun heyecanını yaşıyorum. Ayrıca bir defter çıkarma projem var. Bunun gibi aklımda birçok fikir var. Umarım hepsini teker teker yapma fırsatını bulurum.

Köye yerleştikten sonra hayatında ne gibi değişiklikler oldu?

Köye yerleştikten sonra hayatımda ve kendimde çok büyük değişiklikler olduğunu fark ediyorum. Her şeyden önce kendimi keşfetme ve tanıma fırsatım oldu. Ayrıca hayatımın en üretken dönemini yaşıyorum. Üretmenin nasıl bir mutluluk olduğunu yeni yeni keşfediyorum. Şehirde insanlar üretim için birbirleriyle rekabet ediyor ama köyde üretim konusunda sadece kendinizle rekabet etmeyi öğreniyorsunuz.

Köyde yaşama serüvenim tükenmişlikle gelen bir kaçış hikayesi ile başladı. Kendini bulma ve bir başarı öyküsüne dönüştü.  Kültürümüzde başarı iyi bir iş, iyi bir maaş, ev, araba ve iyi bir evlilik demek. Ama benim başarı hikayem bunların hiçbiri ile alakalı değildi. Hatta bütün baskılara rağmen bunların hepsini geride bırakarak kendimi var ettiğim (adeta yeniden doğurduğum) bir başarı bu. Bu nedenle son on yıla dönüp baktığımda kendimi gerçekten taktir ediyorum. 

Aktif bir sosyal medya kullanıcısıyım. Bugün modern dünyada binlerce kişi köye yerleşme hayali kuruyor. Bu kişilerin bir kısmından ‘Hayallerimi yaşıyorsun’ şeklinde mesajlar alıyorum.  Ve onlara ‘ben de hayallerimi yaşıyorum’ diyorum. Bazen hiç tanımadığım insanlardan aldığım bu geri dönüşler yaşama motivasyonumu arttırıyor.

Köyde yaşamak başlarda olduğu kadar yorucu. Kendimi her zaman mutlu ve başarılı hissetmiyorum tabi ki. Ama olmam gereken yerdeyim bunu biliyorum.

Dilan ŞAHİNBAŞ