YEREL
Giriş Tarihi : 05-04-2021 13:48   Güncelleme : 05-04-2021 13:48

İstanbul Sözleşmesinin bilinmeyen yanları

Nar Kadın Dayanışması gönüllülerinden Özlem Akyürek İstanbul sözleşmesinin fes edilmesi hakkındaki düşüncelerini kamuoyuyla paylaştı.

İstanbul Sözleşmesinin bilinmeyen yanları

2012 tarihinde İstanbul Sözleşmesini parlamentosundan geçiren ilk ülke olan Türkiye 2021 yılının Mart ayında İstanbul Sözleşmesi feshedildi. Özlem Akyürek İstanbul Sözleşmesi’nin bilinmeyen ve yanlış bilinen bilgileri değerlendirdi.

Özlem Akyürek konuya ilişkin yaptığı açıklamada şunları söyledi; “ Kadın örgütlenmelerinde aktif olarak yer alıyorum. Kadın örgütlenmelerinde somut olarak 5 yıldır aktif olarak yer alıyorum. Ancak erkek egemen toplumda olduğumuz için bir kadın olarak aslında doğduğumdan beri bir mücadelenin içindeyim.  Tüm kadınlarda esasen farkında olmadan bu mücadelenin içinde bulunuyor. İstanbul Sözleşmesi’ nin feshedilmesi kararı belli bir sürecin getirdiği bir karar oldu. Bu karar Türkiye’deki iktidarın istediği toplum yapısını yansıtan bir karar niteliği taşıyor. Uzun yıllardır olan bir sözleşme ama 2 yıldır tartışmaya açıldı. Halbuki mevcut iktidarın imzaladığı bir sözleşme. Fakat tartışmaya açıldı. Çünkü politik çıkarlar bunu gerektirdi. İstanbul Sözleşmesi’nin imzalandığı dönem AB’ye girmek bundan söz etmek, bunun için faaliyetler göstermek daha revaçtaydı. O dönemde politik çıkar için bu sözleşmeyi imzaladılar. Bugünde yine politik çıkar için sözleşmeyi feshettiler. Yoksa gece yarısı bu sözleşmeyi feshetmeden başka bir açıklaması olduğunu düşünmüyorum. Ben seçime doğru yaklaşırken politik çıkar temelli bir adım olduğunu düşünüyorum.

İstanbul Sözleşmesi’nin feshediliş süreci de hukuken sıkıntılı bir süreç oldu. Çünkü parlamento tarafından alınan bir kararın parlamento tarafından feshedilmesi gerekir. Bu fesih edilecekse yine parlamentodan geçerek, mahkemelerde tartışarak yapılması gerekiyordu. Ancak öyle bir noktaya gelmişiz ki halk arasında tek adam rejimi diye bahsedilen düzenin nelere yol açabileceğini görmeye başladık. Cumhurbaşkanı gecenin bir yarısı tek bir imzayla bu sözleşmeyi fesih ettiğini açıklıyor. Bunun teknik olarak Danıştay’a gitmesi gerektiğini biliyor. Ancak Danıştay’ın bu kararı fesih edeceğini düşünüyor ki o kadar rahat ki arkasındaki o kadar gücü var ki tek bir isimle de olsa tek bir imzayla da olsa bu kararı alabiliyor.

Bu sözleşmeyle ilgili iktidar kanadından şöyle bir söylem var. Bu sözleşme aileyi parçalıyor. İlk olarak şunu sormak lazım bu düşüncedekilere Aile yapısı içerisinde bir şiddet varsa kadına, çocuğa zarar veriliyorsa hatta cinayete kadar ilerleyebiliyorsa bu aile zaten dağılmalı zaten de dağılacak. Ve madde de geçen toplumsal cinsiyet eşitsizliğine değinmek veya kadın erkek eşitliğine değinmek. Bunlar da çok önemli çünkü şuan da içinde bulunduğumuz muhafazakar yapı içinde kadın erkek eşitliğini reddeden cümleler duyuyoruz. Artık açık bir şekilde kadın erkek eşit değildir, kadının fıtratına aykırıdır diyebiliyorlar. Bütün bunlardan hareketle aslında neden sözleşmenin maddelerinin hesaplaştığını anlayabiliyoruz. Bu yüzden dolayı da pek çok STK lar kadın örgütlenmeleri bunu açıklamaya çalışıyorlar. Çünkü burada ciddi bir manipülasyon söz konusu. Yok aileyi parçalıyor, kadın erkek eşit değildir inanmayın gibi manipülasyonda bulunuyorlar. Bu sebeple de kadın örgütlenmeleri, STK’lar bir şekilde engel olmaya çalışıyorlar. Cumhurbaşkanı’nın gece 2 de almış olduğu kararının sabahında tüm kadın örgütlenmeleri sabahında hazırlıklarını yaparak sokağa çıktılar. Bu refleksin gösterilmesi çok önemliydi, çünkü bu son noktaydı. Bu karar açık bir şekilde kadın haklarına, kadın erkek eşitliğine kadına şiddete atılan bu adımı bir anda gece vakti, gizlice geri çekmek fesih etmek tabii ki tüm toplumda İstanbul Sözleşmesi’nden haberi olmayan insanların bile haberi olmasını sağladı. Bu sözleşmeyi fesih ederek kendi politik çıkarlarını beslediklerini düşünüyorlar. Ama bir yandan da kadın örgütlenmesini büyütmüş oldu. Türkiye’nin dört bir yanında aktif olan olmayan kadınları ayağı kaldırdı, insanları bir araya getirdi. Kararın sabahında ses yükseltme oldu, kadınlar pankartlarını hazırlayıp sokağa çıktılar ve halen daha da çıkmaya devam ediyor. Şuna cevap veremiyorlar. Bunu 10 sene önce imzalayanda sizsiniz, şuan fesih eden de sizsiniz. Çeliştiğiniz nokta ne? Bunu açıklayamıyorlar. Her seferinde başka bir argüman çıkarıyorlar. İktidar cephesinden baktığımızda bu sözleşmenin her maddesinden farklı bir sorun çıkarmaya çalışıyorlar. Türkiye’nin tüm sorunlarını İstanbul Sözleşmesi’ne bağlamaya çalıştılar. Sözleşmenin içerisinde aile yapısına ters düşecek herhangi bir madde yok. Bizzat kendim inceledim. İnsan arayınca bile bulamıyor. Yani bunu 39 ülke imzaladı. Bu kadar ülke bir araya gelip hadi geleneksel aile yapısını yıkalım der mi? Böyle bir şey olmaz. Şöyle bir şey olabilir. Bir ülke içerisinde eşcinsellik bir tabu olabilir. Konuşulmayan konuşulması istenmeyen bir konu olabilir. Bunu özellikle bir sözleşmeyle amaç haline getirmek olmaz. Çünkü uğraşmalarına gerek olmaz. Eğer muhafazakar yapıda toplum yaratmaya çalışan bir iktidar varsa ihtiyacı olmaz. Zaten bunu seçim propagandalarıyla istediği gibi yapabilir. Bu sözleşme insanı eşcinselliğe özendiriyor demek insana bu nasıl bir cahillik dedirtiyor. Bu sözleşmeyi fesih edenler kendi içlerinde bile bir ortak cümle kuramıyorlar. Biri diyor ki toplumu kutuplaştırıyor, diğeri de eşcinselliği özendiriyor diyor. Buradan bile eşcinselliği özendiriyor iddiası bir komplo teorisi olduğu anlaşılabilir. Bunun için mi kadına şiddeti durdurmaya azaltmaya çalışan bir sözleşmeyi fesih ettiniz. Toplumu kutuplaştırıyor meselesini de zaten kendileri çıkarttılar. Çünkü yanılmıyorsam 2019 yılında tartışmaya açıldı bu sözleşme. Yine tartışmaya açan kendileriydi. Siz kadına şiddeti azaltmaya yönelik bir sözleşmeyi tartışmaya açarsanız da tüm kadın örgütlenmeleri sizden hesap sorar. Bunu tartışmaya açıyorsan elbette ki birileri hesap soracak.”

Zülfiye AKSU