YEREL
Giriş Tarihi : 22-04-2021 11:52   Güncelleme : 22-04-2021 14:05

“Hastalığın ve sıkıntıların çaresi tevekkül de yatmaktadır”

Öztürk, ” Hastalıkların çaresi de sıkıntıların çaresi de tevekkül de yatmaktadır.”

“Hastalığın ve sıkıntıların çaresi tevekkül de yatmaktadır”

Artvinli TV’de yayınlanan "Ramazan Sohbetleri" adlı programa, İl Müftü Yardımcısı Numan Öztürk konuk oldu.

İl Müftü Yardımcısı Numan Öztürk, programda maneviyat, maddiyat ve şifa kavramlarına değindi.

İşte programın detayları…

Diyanet işleri başkanlığı bu yıl, Ramazan ayını şifa ayı olarak adlandırdı. Bu konuda neler söylemek istersiniz?

Diyanet işleri başkanlığı her Ramazan ayında bir temayı belirler ve bu tema çerçevesinde konuyu, hem vaazlarında, hem hutbelerinde hem de TV programlarında etraflıca işleyip, halkımızı aydınlatmaya çabalıyor. Malum, geçen yıldan beri hem ülkemiz hem milletimiz büyük bir salgınla mücadele ediyor. Bu salgından ötürü nice insanlar vefat etti. Bundan ötürü Diyanet İşleri Başkanlığı, bu hastalığın pençesinden kurtulma adına ve manevi hastalıklarımızın tedavi olması için bu sene Ramazan ve şifa olarak temayı belirlemiştir. Diyanet İşleri Başkanlığı’nın belirlemiş olduğu bu tema çerçevesinde hastalarımıza Allah şifa versin. Vefat eden mümin kardeşlerimize de Cenabı Allah rahmetiyle muamele eylesin. İnşallah bu hastalıktan bir an evvel milletimiz, ülkemiz ve bütün dünya en kısa sürede kurtulur. Ramazan ayını biraz buruk geçiriyoruz. Bu hastalıklardan dolayı teravih namazlarını evlerimizde kılıyoruz. Hatimlerimiz bugün devam ediyor ama Ramazan’ın incisi Ramazan’ı çok süsleyen teravih, Ramazan da insanların birbirlerini ağırlaması ve iftar sofraların dan mahrum bir şekilde geçiriyoruz. İnşallah Cenab-ı Allah gelecek yıl bunları yaşamamızı nasip eder.

Şifa biraz da maneviyatla alakalı bir konudur, maneviyat denilince ne anlamamız gerekir? Ve bunun şifayla arasındaki ilişkisinden bahseder misiniz?

Maneviyat insanın iç boyutuyla alakalıdır. İslam insanı maddi ve manevi olarak ruh ve bedenden teşekkül olduğunu söyler. İnsanın ruhu ve içsel yönünü maneviyat karşılar. Maddiyat, insanın beş duyu organıyla algıladığı daha somut olan bir şeydir. Maneviyat ise görünmeyen daha soyut olan bir kavramdır. Maneviyat ve şifanın buluşması denildiği zaman şifa hem maddi hem manevi alana dahil olsa bile yani ikisini de karşılayacak bir şekilde konulmuş olsa bile, şifa, hem Kuranı Kerim’de ayeti kelimenin geçmesi ile hem de müminlerin mümin kardeşlerine hastalandığı zaman Cenab-ı Allah şifa versin demesi ile biraz daha manevi bir alan ile alakalı bir kavramdır. Hastalık, kimi zaman maddi olsa bile maneviyat ile de aşılabileceği düşünülmüştür. O yüzden maneviyat ile şifanın yan yana gelmesi çok ta abes karşılanmamış, uygun bulunmuştur.

Maneviyat kuvvetli olmadıktan sonra şifanın pek bir geçerliliği yoktur. Siz bu konuda neler söylemek istersiniz?

Bugün hem Türkiye’de hem yabancı ülkelerde araştırmalar yapılmış, bu sadece İslam için anlaşılmasın örneğin herhangi bir dine mensup olan birisi, inancın kuvvetli oluşunu burada temsil edersek, mesela bir insan kötü bir hastalığa yakalanmış ve ameliyat masasında şifa bekliyor. Araştırmalar göstermiş ki dua eden, Cenab-ı Allah’a yalvaran ondan tazarruda bulunan, hastalığı için şifa dileyen öncesinde de Ailesinin dua etmesi, hastalığı daha kolay bir şekilde atlatmasına ve iyileşmesini sağlamıştır. Bugün dünyada ve ülkemizde stres belki bir numaralı bir hastalıktır. Kaygı, stresi yorgunluk, baş ağrısı hepsinin buna ilave ettiğimiz zaman manevi yönden güçlü olan, namazını kılan, orucunu tutan, zekatını veren, tevbe istiğfar duasını yapan, Cenab-ı Allaha şükreden insanlara kolay bir şekilde geçim sağlayan kısacası Müslümanca bir hayat süren insanların stresle, kederle buluşması daha az oranda olduğu görülmüştür. Dinle, imanla ilişkisi olmayan ve manevi olarak kendisini beslemeyen insanlar daha çok bu tarz şeyleri yaşar. Bizim temennimizde her insanın manevi olarak güçlü olması ve manevi yönde kendisini beslemesidir.

Maddi zenginlik ile beraber manevi zenginliğinde oluşmasında burada tevekkül kavramı ortaya giriyor, insanlar maddi açıdan da gerekeni yapmalı. Örneğin hastanın sadece duayla iyileşmesi yeterli olmaz. Doktora gidip tedavi olması ve ondan sonra Allaha tevekkül etmesi lazım.

Tevekkül anlayışı insanda maneviyatı akla getiren unsurlardan birisi midir?

Kesinlikle evet, mesela HZ. Musa kızıl denizin kıyısında, firavun ise hemen ardındaydı, yakalasa hepsini kesecekti, çünkü firavun daha önce bunu yapmıştı. Ama orada bile HZ. Musa, “Rabbim bana yeter, Rabbim muhakkak ki bana yol gösterecek.” diye düşünmüş. Bu teslimiyet bildiğiniz üzere Kızıl denizi yardırıyor. Başka örnekler vermem gerekirse, HZ. İsmail mancınıkla ateşe atılıyor. HZ. Yusuf kuyuya, zindana atılıyor. Rabbim bana yol gösterir diyorlar. Hz. Muhammed (S.A.V) Essalatü Vesselam, üç yıl boykot içerisinde Medine’ye hicret ediyor, kendisine iman edenler bir elin parmağını geçmediği zaman bile her daim Cenab-ı Allah’a tevekkül etmiştir. Hastalıkların çaresi de sıkıntıların çaresi de tevekkül de yatmaktadır. Bedevinin birisi gelir, “Ya Resulullah! devemi çöle saldım, Allah’a tevekkül ettim.” der. Böyle bir tevekkül şekli yoktur. Önce kazığı sağlam bir kazığa bağlayacaksın, ondan sonra tevekkül edeceksin. Kul üstüne düşeni yaparak, “Ya rabbim benim elinden gelen bu kadar gerisini size bıraktım, tevekkül ettim.” dediği zaman Cenab-ı Allah ona nice nice kapılar açacaktır.