YEREL
Giriş Tarihi : 22-01-2022 12:58   Güncelleme : 22-01-2022 12:58

Gericiliğin yaşamları karartmasına izin vermeyeceğiz

Gericiliğin yaşamları karartmasına izin vermeyeceğiz

Eğitim-Sen Şube Başkanı Gümüş: Öğrencilerimizin eğitim hakkının engellenmesine, geleceğimizin karartılmasına izin vermeyeceğiz!

Eğitim ve Bilim Emekçileri Sendikası (Eğitim-Sen) Artvin Şube Başkanı Köksal Gümüş “Eğitim alanında bir taraftan tarikatların ve cemaatlerin faaliyetlerinin arttığına tanıklık ettik ve eğitimde piyasalaşma pratiklerinin MEB tarafından verilen destekle hızlanarak sürdürdüğünü gözlemledik” dedi.

2021-2022 Eğitim-Öğretim yılı birinci dönemin sona ermesi nedeni ile yazılı basın açıklaması yayınlayan Eğitim-Sen Şube Başkanı Köksal Gümüş eğitimdeki sorun ve çözüm bekleyen konulara değindi.

Eğitim-Sen Başkanı Köksal Gümüş yayınladığı basın açıklamasında nitelikli, laik, bilimsel, eşit, parasız etiğimin bir hak olarak tanınması; eğitimde diyanet, dini vakıf ve derneklerin kuşatmasının artması gibi konulara değinirken “gericiliğin yaşamları karartmasına izin vermeyeceğiz! Cemaat-tarikat yurtları kapatılsın” başlığı altında “Çocuklarımızın yaşamı ve geleceği bizler için her şeyden önemliyken, iktidar ve MEB açsından aynı şeyi söylemek elbette mümkün değildir. Öğrencilerin eğitim ve barınma hakkı ile ilgili olarak yapması gerekenleri yapmayanlar, öğrencileri çeşitli dini vakıf ve cemaatlere ait okulların ve yurtların kucağına iterek ve bu alanda gerekli denetimleri yapmayarak böylesine büyük bir acının yaşanmasına davetiye çıkarmışlardır.Milli Eğitim Bakanlığı (MEB), yargı kararlarına meydan okuyarak dini vakıf ve cemaatlerle ‘işbirliği protokolü’ yapmayı sürdürmekte, devlet okullarına aktarılması gereken kaynaklar özel okullara, çeşitli dini vakıf ve derneklerin okulları ve yurtlarına aktarılmaktadır” ifadeleri öne çıktı.

Gümüş’ün yayınladığı basın açıklamasında şu ifadeler yer aldı:

“2021 2022 eğitim ve öğretim yılının birinci döneminde eğitim alanında en dikkat çekici durum, MEB’in eğitimin temel sorunlarına çözüm üretmek yerine, sürekli olarak eğitimde yaşanan sorunların çözüleceğine dair bir algının kamuoyunda oluşması için çaba harcaması oldu.Dönem bolca hamaset  yetersiz önlem yetersiz bütçe ve eşitsizliklerin devamı ile geçti.

MEB ile imzalanan protokolleri kullanan tarikat ve cemaatlerin son dönemde belirgin olarak faaliyetlerini artırdıkları ve buna bağlı olarak da eğitim alanında ciddi sorunların yaşandığı bir dönemi geride bırakıyoruz. Seçmeli derslerin belirlenmesinden, yarıyıl tatilinde öğrencilerin tarikat ve cemaat kamplarına taşınmasına, yarışma adı altında düzenlenen gerici faaliyetlere kadar çok sayıda pratik adeta eğitim alanını kuşatmış durumda. 2021-2022eğitim-öğretim yılının birinci dönemi, MEB yönetiminin yaşananlara kayıtsız kalarak, duruma müdahale etmediği ve bundan dolayı da söz konusu tarikat ve cemaatlerin faaliyetlerini yaygınlaştırdığı ve artırdığı bir dönem oldu.Anlaşılan o ki Milli Eğitim Bakanlığının yeni dönemi siyasi iktidarında yeni döneminin bir yansıması olacak. Bu durum MEB`in Okul öncesi eğitim kurumlarında zorunlu din dersi uygulaması ile eğitim aracılığıyla ulaşmak istediği hedefide açık hale getirmiştir.

Bu dönem MilliEğitim Bakanlığı eğitim şurasında eğitimin hiçbir gerçek sorununu masaya yatırmamış ve kalıcı çözümler üretmemiştir. Şura gündemleri arasında salgının eğitim alanında yarattığı tahribat ve bunların giderilmesi için alınacak önlemler ve yapılacakların olmamasını anlamak ve kabul etmek mümkün değildir. Tüm dünyanın salgının öğrenciler üzerindeki etkisini tartıştığı ve ne yapılması gerektiğini araştırdığı bir dönemde “Salgın ve Eğitim” konusunu Şura gündemine almamanın açıklanabilir bir tarafı yoktur. Salgın koşullarında gerçekleşen bir eğitim şurasında salgın ve eğitim başlığının tartışılmamış olması Milli Eğitim Bakanlığının bu konuya verdiği önemi de ortaya koymuştur.

Salgında ise yoksul ailelerin çocukları, özel eğitim gereksinimi olan çocuklar, kız çocukları, kırsal kesimde yaşayan çocuklar, mevsimlik tarım işçisi ailelerin çocukları; özetle dezavantajlı tüm kesimler eğitimde yaratılan eşitsizlikten en çok etkilenen kesimler oldu.  Milyonlarca çocuğun eğitimden kopuş süreci hızlandı.MEB’ in son açıklanan verileri ile en az 155 bin 938 öğrenci örgün eğitim dışına çıktı. 

Milli Eğitim Bakanlığı (MEB), ortaokullar ve liseler için seçmeli ders tercihlerinin 4-21 Ocak 2022 tarihleri arasında yapılacağını açıkladı. Bu açıklamanın hemen ardından kimi il ve ilçe milli eğitim müdürlükleri, vakıf, dernek ve cemaatlere bağlı kuruluşlar her yıl olduğu gibi bu yıl da, dini içerikli kimi derslerin seçilmesi için yoğun bir kampanyaya başladı. Seçmeli dersler yalnızca öğrencilerin alacağı dersleri değil aynı zamanda da okulda bulunan öğretmen normlarını ve dolayısıyla da yeni atanacak öğretmenlerin alanlara dönük kontenjanlarına kadar çok fazla alana etki etmektedir. Dini derslerin seçilmesi için elinden gelen her türlü çabayı ortaya koyan bu kuruluşların istedikleri dersleri seçtirmeyi siyaseten elde edilmiş bir başarı olarak gördükleri açıktır.  Eğitim sistemimiz; bilimsellikten, araştırmacılıktan, sorgulayıcı yaklaşımdan, sanattan, spordan ve üretimden uzaklaşarak, ülkemizin ve çocuklarımızın geleceğini hızla bir karanlığa doğru sürüklemektedir.

Geçmişte defalarca yapıldığı gibi veli ve öğrenciler adına ders seçen, yönlendirmede bulunan okul yöneticileri,suç işlediklerini bilmeli ve ona göre hareket etmelidir. Seçmeli derslerin belirlenmesi sürecinde hangi nedenle olursa olsun, mağdur edilen veli ve öğrencilerimizin yanında olduğumuzu bir kez daha belirtiyor; eğitim politikalarına ilişkin her konuda olduğu gibi, bu konuda da her türlü siyasal ve ideolojik yönlendirmenin karşısında duracağımızın, seçmeli derslerin belirlenmesi sürecini yakından takip edeceğimizin bilinmesini istiyoruz.  MEB’in görevi öğrencileri bu derslere yönlendirmek değil çocuklarımızın ilgi ve yeteneklerine göre özgürce ders seçebilmesini güvence altına almaktır.

Bugün eğitim sistemimiz toplumsal cinsiyet eşitliğinden oldukça uzak ve giderek dinsel içerikler kazanan muhafazakâr egemen ideolojinin denetimi altındadır. Siyasi iktidar, tüm gücüyle eğitim sistemini kendi ideolojik-siyasal hedeflerine uygun olarak biçimlendirmektedir. Toplumsal yaşamın her alanında görülen cinsiyetçilik ve cinsiyetçi uygulamaların en yoğun görüldüğü alanların başında eğitim gelmektedir.

Karaman’ dan Aladağ’a, memleketin yüzlerce yerinde tarikat yurtlarında çocuklarımıza yaşatılan acılar daha sıcakken Muş’ta 12 yaşında bir çocuğumuzun Kuran Kursunda tuvalet kapısında asılı olarak bulunması , Antalya’da yine bir tarikat yurdunda boğazı kesilerek katledilmesi  ve son olarak Enes Kara’ yı kaybetmemizle birlikte bir kez daha yüreğimiz parçalanmıştır. Bu durum köy okullarının birer birer kapatılmasıyla, yeterli yurt yapılmaması ve kamu kaynaklarının devlet okulları yerine özel okullara, çeşitli dini vakıf ve derneklere aktarılmasıyla oluşturulmuştur. Aladağ’da yaşamını yitiren çocuklarımız iktidarın kamusal ve laik eğitime yönelik tasfiye adımlarının kurbanları olmuşlardır. Eğitim kamusal bir haktır. Barınma hakkı da tüm çocuklarımızın en temel hakkıdır. Sosyal devlet ilkesinin temel gereği olarak ücretsiz sağlanmalıdır. Tüm tarikat yurtları ve özel yurtlar kapatılarak kamusallaştırılmalıdır. Yıllardır siyasi hesaplar peşinde koşanların, kamusal eğitimi adım adım tasfiye edip, eğitim alanını dini vakıf ve derneklerin faaliyet alanı haline getirilmek istenmesine karşı hukuksal ve örgütsel anlamda her türlü mücadeleyi sürdüreceğimiz bilinmelidir.

Milli Eğitim Bakanlığı (MEB), yargı kararlarına meydan okuyarak dini vakıf ve cemaatlerle ‘işbirliği protokolü’ yapmayı sürdürmekte, devlet okullarına aktarılması gereken kaynaklar özel okullara, çeşitli dini vakıf ve derneklerin okulları ve yurtlarına aktarılmaktadır.”

Dilan Şahinbaş