YEREL
Giriş Tarihi : 07-06-2021 12:45   Güncelleme : 07-06-2021 12:45

“Geleceğe Bir Miras Bırakıyoruz“

Hayatlarını güzelleştirebilecekleri bir yer yapmak bir yapıt inşa etmenin önemini anlatan Mimar Kübra Kutay, önemli konulara yer verdi.

“Geleceğe Bir Miras Bırakıyoruz“

Eşi ile birlikte son 1 yılda kurdukları ofiste mimar ve mühendislik faaliyetlerini yöneten Kübra Kutay, mimarlığa yönelik yaptığı çalışmaları geliştirmek adına çıktığı yorucu uzun bir yolda kat ettikleri başarının temelinde yatan inceliklerden yapılan açıklamalarda anlattı.

Minik adımlar

 Kutay, kendisini şu ifadeler ile tanıttı “ 1990 Doğumluyum, Ankara Atatürk Lisesi’nde okudum ve 2005 yılında Lise ’den mezun olduktan sonra 2009 yılında Orta Doğu Teknik Üniversitesi’ne başladım. 1 yıl hazırlık ve 4 yıl mimarlık okudum ve 2014 yılında mezun oldum. Benim hayalim mimar olmaktı çok çalıştım, çok severek bölümümü bitirdim ve çalışmaya da devam ediyorum tabii mezun olduktan sonra stajlarımız vardı onlara başladık açıkçası bizim stajlarımız 2-3 aylık uzun zorunlu bir süreç içerisinde yer alıyor. Staja gittiğinizde ne yapmak istediğinizi daha iyi anlıyorsunuz ben de şantiyeye yönelmek istediğimi fark ettim. Bunun sebebi ise hayatın daha akıcı olması, daha canlı olduğunu ve ustalar, şefler, yapılan bir işin olması sebebi ile de ne yapmak istediğime tam karar verince şantiyeye yöneldim. Bu durum beni çok heyecanlandırmıştı o yüzden 2014’te mezun olduktan sonra yurt dışı işlerine baktım mesela Türkmenistan’a gidip orada sahada yani Şantiyede yer aldım. Tabii ki, bizim ülkemiz ile karşılaştırdığımızda Türkmenistan’da bulunmak biraz zordu benim için fakat bana iyi deneyimler kazandıran bir yer oldu. Türkmenistan’da yeni mezun ve zorlu şartlarda çalışan biri olarak Kış Olimpiyatları Kompleksi’nde tamamen sahada çalıştım. Böyle çalışmaya devam ederken daha fazla bilgi, birikim ve saha deneyimi elde ettim. Türkmenistan’dan sonra Ankara’ya döndüm ve Limak’ta çalışmaya başladım Ankara Hızlı Tren Garı ve Alışveriş Merkezi Oteli olmak üzere iki tane büyük projede başından sonuna kadar bulundum. İlk olarak Dizayn ofis mimarı olarak işe başladım ve bütün detaylarına hâkim oldum derken Dizayn ofis ile ilgili işler bitti artık sahada işler kalınca tabii ben de sahaya inmeyi istediğim için sahada yer aldım. Ofisleri, Balo Salonu, Konferans Salonu, Toplantı Salonu böyle kompleks bir yapıda başından sonuna kadar çalıştığım için ve tasarım olarak da iyi bir ofiste çalıştığımdan dolayı iyi deneyimler elde etmiş oldum. 1-2 ay açılışını yaptıktan sonra kaldık çünkü bir sorun durumunda müdahale edebilelim diye bizden kalmamız istendi ve kaldık. Bu süreçler bitince yeni bir iş arayışına girdik fakat bu durumdan birazcık bunalmıştım çünkü hep böyle bir yere bağlı kalarak mı gideceğim yoksa biraz daha hayatımı değiştirmeli miyim diye kendime sordum. Benim mimarlığı en çok isteme sebebim bir şeye bağlı kalmamak fikri beni çok heyecanlandırıyordu. Çalışmayı seviyorum ama mesai saatleri beni çok düşündürüyordu sürekli olarak her gün aynı tekrarlarımı yapmak zorundayım ya da hep aynı şehirde mi çalışmak zorundayım ve ben mühendis olmak istemedim. O yüzden mimarlık benim düşünceme ve isteklerime daha yakın hem de özgür olabileceğim bir bölümdü o yüzden Lise 1’den itibaren mimar olmak istedim. Ankara Hızlı Tren Garı projesi bittiğinde böyle büyük şirketlerde devam mı edeyim yoksa biraz daha iş bakıyım mı diye düşündüm. Bir süre sonra tesadüf eseri Bodrum’da bir iş olduğunu öğrendim, Bodrum daha küçük ölçekli projelerin olduğu bir yerdir bu proje ise bir AVM projesiydi 2 gün iyice düşündükten sonra Bodrum’a taşınma kararı aldım. Bu süreç içerisinde her zamanki gibi heyecanlıydım, Orta Kent’te büyük bir AVM vardı orada çalışmaya başladım. Orada tasarımcı mimarı da benim şefimdi aynı zamanda tasarımı yaptık, iç mekân ve önemli tasarım kararlarını aldıktan sonra uygulamasını, malzeme seçimini birlikte sonuna kadar götürdük tabii sadece AVM yoktu ofisler, atölyeler vardı bunları tasarladım yaptım. Mesela çocuk atölyeleri vardı işte sanat atölyeleri, dans, bale gibi bir sürü atölyelerin olduğu onlara göre o konularda da araştırmalar yapılması ve çizimlerini tasarlamak gerekti, Mac fit spor salonu vardı mesela onun içini yaptırdık yine bambaşka şeyler ile karşılaştım ve iyi deneyimler elde etmiş oldum. Tabii yaptığımız AVM’nin açılışından sonra iş arayışına girdim Şantiyecilik’te bu yüzden zor her iş bittiğinde yeni bir iş arayışına, yeni bir düzene geçmeye çalışıyorsun ve bu biraz zorluyor iki senede bir bunu Şantiyecilik’te yaşıyorsunuz. Sonrasında Nef’te başladım Gölköy’de bir proje vardı ve bence Türkiye’nin en başarılı mimarlarından olan Emre Arolat’ın tasarımı olan projeydi Nef Gölköy, orada Dizayn ofis mimarı olarak başladım. Bu projede gerçekten çok güzel bir projeydi özel bir koyda güzel konumlandırılmış, güzel mimariye, eğimi çok iyi bir açıda ve doğaya göre tasarımının yapıldığı bir projeydi, daha önce konut projesinde çalışmamıştım bu sefer müstakil konut projesinde çalışmış oldum. Orada örnek projesini yaptık, örnek villasını yaptık sonra Nef biraz maddi konulara girince işten çıkarıldık ama bunlar olası şeylerdi Nef olmasa başka bir yerde başka biri tarafından işten çıkarılabilirdik. Bu mesleğin içerisinde olan durum böyle işten çıkarılma konusu sonra Napa ‘cağız, derken tesadüfen spor salonunda hocamızın aynı olduğu biri ile tanıştık ve evini tadilat ettirmek istiyordu. Biz de tanışınca güvendikten sonra evini tadilat için bize verdi ve komple tadilat işine girdik güçlendirme yaptık, binayı yıkmaya başladık baktık kolonlu değil yığma işte gene Napa ‘cağız buna dedik sonra iyi bir güçlendirme mühendisi bulduk güçlendirme yapması için proje çizdi ve biz de beklemediğimiz şeyler yapmak zorunda kaldık. Bu durumda sonuç olarak yine deneyim elde etmiş oldum sonrasında evi bize veren arkadaş çatalına kadar sizin dedikten sonra kendi işimizi yapmaya başladık evde 3 katlıydı birden hiç beklemediğimiz bir şey olduğu için o anki durumu sevdim çünkü bodrumda seçenekler var bunu yapmak güzel oluyor. Malzeme olarak, detay olarak falan çok fazla seçenek var tabii bu bizim hoşumuza giden bir durumdu ama maddi olarak parasal sıkıntılar yaşadık, ödeme alamadık çünkü orada yalnız bir insan olunca gidip kimsenin kapısını çalıp benim şöyle bir derdim var diyebileceğiniz kimse yoktu. Biz de ile bir araya gelelim Artvin’e gidelim sonuçta işimizi güzelce öğrendik fakat öğrenmenin sonu yok ben oldum tamam hiçbir zaman diyemeyiz. Geçen sene şubatta Artvin’e geldik zaten ofis aramak için çok uğraştık o arada birileri ile tanışmak derken pandemi başladı bundan dolayı herkes gibi tamamen eve kapandık. Bu pandemi sürecinde kapalı kaldığımız dönemlerde ben çok üzüldüm çünkü o tempodan sonra böyle baya durgun geçince, Ankara’ya döndüm ve tekrar Artvin’e haziranda geldim burada az çok insanlarla tanışmaya başladım. Burada mesela hastane vardı tadilatını yaptırdık sorunlu bir yerdi sürekli su akıtıyordu çatısı ihalede ortaklaşa bir kişi ile orayı alınca bize güvendiler ve bıraktılar. Ben de Bodrum’daki ekibi çağırdım çok önem veriyordum çünkü ve Bodrum’da birlikte güvendiğim, çalıştığım ekibi buraya getirme kararı aldım benim için bir şeyleri yapabildiğimi kanıtlamak ve insanlara güveni hissettirmek çok önemli. Biz orayı yapıma başladığımızda çok kırıp, yıktık uzun süre uğraştırdı 2 hafta kırmakla uğraştık gerekli tasarımlar, projeleri hazırladıktan sonra tamamen bitirdik orayı. Şu anda hiç su akıtmıyor ve herhangi bir şikâyet durumu da yok başarılı bir şekilde sonuçlandırdık. Sonrasında kovid odasını yaptırdık güzel iş yaptığımızı gördüklerinde kovid odasını yaptık. Beni şaşırtan şey insanlar burada mesela bir kadın Şantiyeci görmeye alışık olmaması ve kadın Şantiyeciye bir şey mi yaptırıyorsunuz ne o İnşaat mı gibi şaşkınlıkları oluyordu ve bir kadın olarak farkındalık yarattığımı düşünüyorum. Şu an yavaşça adımızın duyulduğunu insanların biraz daha güvendiğini görüyoruz, duyuyoruz bu durum bizi çok mutlu ediyor. Biz mesela birde sıfırdan başladık gerçekten kolay olmuyor ailemizde inşaat ile uğraşan kimse yok veya bu konu ile ilgilenen biri yok bundan dolayı biz kendimiz sıfırdan başladık işe saygılı, dürüst, güzel yaptığımızı göstererek insanlarla tanışıyoruz “ dedi.

Okuldan gerçeklere ilerleyiş

Kutay, okulda ve dışarıda öğrenilenlere yönelik şu açıklamaları yaptı “ tabii ki yetmemiş ama şu an düşününce belki başka meslekler içinde aynıdır yani mimarlık için gerçekten 4 yıl çok zor. Bizim okulda o kadar fazla konulara ayrılıyor ki branşlarımız tabii ki başta tasarım geliyor en kredisi yüksek ve önem verdiğimiz tasarım onun dışında inşaat ile ilgili statikçilik dersleri alıyoruz tabii ki inşaat mühendisleri kadar detaylı değil. Diğer derslerde mimarlık tarihi, malzeme, restorasyon gibi detaylı dersleri görüyoruz o kadar çok ders vardı ki ve bunu 4 yıla sığdırmak çok zor. Mesela 2.sınıfta malzeme dersi almışız ve ben onu görmüşüm aslında ama 2.sınıftayım ben daha boyutlamayı anlamaya çalışırken malzeme dersini anlamamışım meğerse Şantiyede gördüğümde ben bunun dersini görmüştüm dediğimi hatırlıyorum. Ya da tesisat dersinde asansörlerin arasındaki fark anlatılırken biz ezberliyorduk dersi geçelim diye fakat şimdi anlıyorum hidrolik asansör ile elektrikli asansör arasındaki farkı ama bu konuda okulu da suçlayamayız. Çünkü 4 senede bize ne öğretmeleri gerekiyorsa baya yoğun bir şekilde olduğundan dolayı biz yetişemiyoruz diye öyle öğrenciler ile greve bile gittiğimiz olmuştu. Bir ödevden başka bir ödeve geçiyorduk falan o yüzden onları suçlayamayız tabii ki okulda mümkün olan en iyisi yapılmaya çalışılıyor ama sahada veya proje ofislerinde iş hayatında okulda öğrenilenlerin daha fazlasını yaşayarak tecrübe ederek kendimize katıyoruz. Ben mesela mezun olduktan sonra çok şey öğrendim özellikle Şantiyecilik anlamında “ dedi.

Projecilik ve Şantiyecilik

Kutay, Projecilik ve Şantiyeciliğe yönelik yaptığı açıklamada arasındaki farka dair şu açıklamaları yaptı “ Ben ikisini de yapıyorum fakat Şantiyeciliğe ağırlık verdiğim için projeciliği de yapabildiğim kadar yapmaya çalışıyorum. Aslında bunları birbirinden ayıramayız tabii ki farkları var mesela ülkemizden bahsedeyim Şantiyecilik ikiye ayrılıyor bir tanesi Dizayn ofis mimarlığı ve diğeri ise saha mimarlığı olarak onlarda iç içe ama Dizayn ofis genelde proje ofisinden gelen projeleri sahaya uyarlar, taşeronlarla iletişim sağlarlar. Saha mimarı ise bu Dizayn ofisten aldığı uygulama çizimlerini sahada uygulatır. Projecilikte ise daha tasarım odaklı, tasarımlarını yaptıktan sonra uygulanması için Şantiyeye gönderir genel olarak ofiste çalışırlar ama şu anda başarılı mimarların yaptığı şey sahaya inip detayları kendileri görüp tasarlarlar yoksa detayları bilmeden sen tasarlayamasın yoksa bu durum sahada sıkıntı çıkartıyor. Oraya o malzemeyi yazmak ile sahada uygulanacağını bilmek önemli şeyler bu seni yönlendirebiliyor. Çok fark yok aslında birlikte çalışılması gerekiyor ama projeci daha tasarım odaklıdır Şantiyecilik daha uygulama odaklıdır “ dedi.