YEREL
Giriş Tarihi : 11-09-2021 11:04   Güncelleme : 11-09-2021 11:07

Eğitim’in İslam’da ki yeri

İl Müftü Yardımcısı Mahmut Çelikoğlu, eğitim ve öğretimin öneminden bahsederek önemli noktalara değindi.

Eğitim’in İslam’da ki yeri

“Her şey eğitim ve öğretimden geçer”   

Eğitim ve öğretimin tanımını açıklayan Çelikoğlu, “Eğitim ve öğretim kelimeleri eski Türkçe'mizde talim terbiye olarak geçmektedir. Öğretimin karşılığı talim, eğitimin karşılığı da terbiyedir. Eski ismiyle kısaca bilgi edinmek anlamına geliyor. Öğrenme demek bilgi edinmek demektir. Son yıllarda teknolojinin gelişmesiyle birlikte dijital eğitim de söz konusu. Okullarda ve dijital ortamlarda konunun uzmanları tarafından muhataplara verilen bilgilerdir. Kitaplar sayesinde ya da buna benzer öğrenme araçları vasıtasıyla bilirkişilerce insanlara verilen bilgilere öğrenme ve talim diyoruz. Terbiye de günümüzün Türkçesiyle eğitim olarak algılanıyor. Eğitim ve terbiye yüce Allah'ın insanlara temelde vermiş olduğu özelliklerle beraber ahlak ve özel yeteneklerin ortaya çıkarılmasıdır. Eğitim sayesinde insanların hafızaları ölçülür. Dikkatleri ölçülür. Düşünsel ve fikirsel özellikleri, kapasiteleri ölçülür. Ya da bunları kullanma şekilleri bireylere öğretilir. Bu öğretim sayesinde çocuklar, gençler kendi ayakları üzerinde durmayı öğrenir. Üzülerek ifade ediyorum ki günümüzde her geçen gün bireylerin kendi ayakları üzerinde durması biraz daha güçleşiyor” diye konuştu.

“Bilgi ve beceriler küçük yaşlarda gelişiyordu”

Eskiden bu kadar imkânın olmadığını ifade eden Çelikoğlu, eskiden çocukların imkansızlıktan ötürü ne iş bulurlarsa yaptıklarından ve bu yüzden küçük yaşlarda geliştiklerinden bahsetti. Çelikoğlu, “Okullar şimdi ki gibi iyi değildi. Yokluk vardı. Vasıtalar bu kadar güçlü değildi. Eğitim araçları gereçleri bu kadar planlı ve pratik değildi. Bunlar tüm dünyada böyleydi. Bunlar iyileştikçe gençlerin kendi ayakları üzerinde durması biraz daha zorlaştı. Çocukları ve gençleri eğitim neticesinde pratiğe aktaramıyoruz. Çocuklar eskiden tarlalarda, bahçelerde çalışırlardı. Küçük yaşlardan itibaren işe başlarlardı. Çırak eğitimi vardı. Çocuklar gider bir yerlerde çıraklık yaparlardı. Küçük yaşlarda farklı çalışma ortamlarında bulunurlardı. Eski dönemin şartlarına göre bilgi ve becerileri küçük yaşlarda gelişirdi. Böylelikle insanlar genç yaşta iş sahibi olurlardı, genç yaşta evlenirlerdi, evrak sahibi olurlardı, sorumluluk alırlardı. Zamanın gelişmesiyle bu durum biraz farklılaştı. Tabii ki çağa, teknolojinin gelişmelerine ayak uydurmak gerekiyor. Fakat bu ayak uydurmayla birlikte çocuklar dört duvar arasına hapsedilmemeli. Tablet, bilgisayar gibi aletlerle gereğinden fazla meşgul olmamaları gerekiyor. Toplumda iç içe olmaları, hayatın içinde olmaları gerekiyor. Çocuklar yaz aylarında Kuran kurslarıyla veya Spor Bakanlığının bünyesinde çeşitli kuruluşların bünyesinde açılan yaz kursları ile çocuklar gerek köylerde gerekse bulundukları şehirlerde hayatın içinde olabilecek ortamlara da girmeleri gerekiyor” diye konuştu. Çocuğu geleceğe hazırlayan şeyin eğitim ve öğretimden geçtiğini söyleyen Çelikoğlu, “Genç bir çocuğun okulla birlikte senede bir iki ay ya da yılın belli günlerinde bir esnafın yanında durup ticareti, alışverişi öğrenmesi ya da köyüne gittiği zaman bahçelerde, tarlalarda çalışması onu hayata daha çok hazırlar. Geleceğimizi daha güçlü kılmak istiyorsak çocuklara çok iyi bir şekilde vermemiz gerekiyor” dedi. 

“İslam evrenseldir”

İslam'ın eğitim ve öğretime bakış açısından bahseden Çelikoğlu, “İslam, ilimle, öğrenmeyle, öğretmeyle, cahillikle ve savaşmakla birinci derecede ilgilenmiştir. Bundan dolayı da ilk inen ayet İkrah ayeti de bir tesadüf değildir. İbadet kuralları olan namaz kılmak, oruç tutmak, zekat vermek, hacca gitmek bunlar Müslümanları ilgilendiriyor fakat İslam'ın sadece Müslümanları ilgilendiren emirleri yoktur. Bütün insanlığı ilgilendiren emirleri de vardır. Bu da İslam’ın evrensel olduğunu gösterir. Buradaki oku emri evrensel bir emirdir. Okumada sadece Kur'an okumak değildir. Toplumun, insanlığın faydasına olan ne varsa Cenabı Allah okumayı emrediyor. "Yaratan Rabbinin adıyla oku, Rabbin kelam sahibidir. Kelam sahibi olan Allah, insana kalemle yazmayı öğretti. İnsana bilmediğini öğretti” diyor. Bu emir evrenseldir. Yüce dinimiz İslam, Kuranı Kerim ve Peygamberimiz aracılığıyla eğitim öğretim noktasında, ilim talep etme noktasında çok ciddi emelleri ve tavsiyeleri vardır. Kuranı Kerim'de yedi yüz elli civarında ayeti celile de ilmin, bilginin, öğrenmenin, öğretmenin türevleriyle ilgili yedi yüz elli civarında kelime geçmektedir. İnsanlar bilgi sahibi oldukça, öğrendikçe, Allah'tan daha çok korkacağını Kuranı Kerim bize haber veriyor. Alimler Allah'tan gereği gibi korkarlar. Yani insan ne kadar bilgi sahibi olursa, Allah'ı o kadar daha iyi tanıyor, Allah'ı tanıdıkça Allah'tan daha çok korkuyor. Bu korku bildiğimiz fiziksel bir korku değildir. Allah'a daha iyi kul olma noktasında bir korkudur. Peygamberimiz yüce Allah’ın en sevdiği insandı. Peygamberlerin en önde geleniydi. Buna rağmen Peygamberimiz daha çok öğrenmeyi, daha çok ibadet etmeyi, daha çok çalışmayı önemli görmüştür. Bu sebeple de cenabı Allah'tan daha çok korkmuştur. Cenabı Allah'a daha çok yakınlaşmak istemiştir” diye konuştu.

“İlim talep etmek her Müslüman’a farzdır“

İlim ’in İslam’da ki yerini açıklayan Çelikoğlu, “Kuranı Kerim'e müracaat ettiğimiz zaman Mevlam buyuruyor ki; hiç bilenle, bilmeyen bir olur mu? Bu sözlerle okuyanın ve öğretenin, okumayandan daha üstün olduğunu açıkça beyan etmiştir. Peygamberimiz aracılığıyla da muhataplarını hep ilimle iştigal etmelerini ifade etmiştir. Peygamberimiz konuyla ilgili mübarek hadisi şeriflerinde; “Beşikten mezara kadar ilim tahsil edin, uzak diyarlarda da olsa oraya gidip ilmi tahsil edin” diye buyurmaktadır. İlim talep etmek her Müslüman erkeğe ve her Müslüman kadına farzdır. Burada yüce dinimiz sadece erkeklere değil erkek, kadın ayrımı yapmaksızın kadınlara da ilim tahsil etmeyi, okumayı, okutmayı farz kılıyor. Yeri geldiği zamanda tavsiye ediyor. Farz kılınan ilim olmazsa olmaz ve gerekli olan ilimlerdir. İlmin içerisinde bazı meslekleri, bazı şahısları ilgilendiren bölüm vardır. Farz-ı kifaye, sünnet-i kifaye bu kapsamda olanlarla ilgili tavsiyelerde vardır” dedi.