YEREL
Giriş Tarihi : 28-10-2021 15:33   Güncelleme : 28-10-2021 15:33

Eğitim-İş Giresun’da Toplandı

Eğitim-İş Giresun’da Toplandı

Eğitim-İş 24 Ekim Pazar günü, Giresun’da Doğu Karadeniz Bölge Toplantısı gerçekleştirdi. Toplantıya Eğitim-İş Artvin Şube Başkanı Filiz Yılmaz katıldı.

Eğitim-İş Sendikasının Giresun’da gerçekleştirdiği toplantıya Artvin Şube Başkanı Filiz Yılmaz haricinde Genel Başkanımız Kadem Özbay, Genel Sekreterimiz Cengiz Sarıyer, Genel Mali Sekreterimiz Hüseyin Selçuk, Genel Örgütlenme Sekreterimiz Şenol Eyüboğlu, Genel Özlük Hukuk ve TİS Sekreterimiz Orhan Yıldırım, Genel Eğitim Sekreterimiz Suat Özkolay, Genel Basın Yayın ve Uluslararası İlişkiler Sekreterimiz Emine Çalık’ın katıldığı toplantıya, Artvin, Bayburt, Giresun, Gümüşhane, Ordu, Samsun, Trabzon ve Rize Şubeleri ile ilçe temsilcilikleri geniş katılım sağladı.

Sendika Genel Başkanı Kadem Özbay, toplantıda yaptığı konuşmada ülke gündemine ve eğitim politikalarına ilişkin değerlendirmelerde bulundu. AKP’nin iktidarda olduğu dönemde, ülke ekonomisinin dışarıya bağımlı hale getirildiğine ve üretimin durduğuna dikkat çeken Özbay, “Yükselen dolar kuru bizlere ezici bir enflasyon olarak dönmüştür ve tablonun daha da ağırlaşacağı açıktır. Bu ağır ekonomik tablonun en çok ezdiği kesimlerden biri de biz eğitim emekçileri olduk. Öğretmenin kuş kadar ücret artışlarıyla cılız kalan maaşı, yüksek enflasyon karşısında eridi. Kart borcuna gömülmemiş olan, ayın ortasında sonunu düşünür hale gelmeyen öğretmen neredeyse kalmadı. Atatürk'ün gelecek nesilleri emanet edeceği kadar güvendiği öğretmenler, hiç bu kadar insanlık onuruna yakışmayacak ücret ve koşullarda çalışmamıştı” dedi.

Özbay, 2018 yılında yapılan araştırmaya göre Türkiye’nin, OECD'ye üye 33 ülke arasından öğretmene verilen ücret konusunda 27. sırada olduğunun altını çizdi ve sözlerini şöyle sürdürdü:

“1 doların ortalama 1.56 TL olduğu 2010 yılında 1.302 TL aylık alan 9. derece 1. kademedeki bir öğretmen maaşıyla 991 dolar alınıyordu. Bugün aynı derece ve kademede bir öğretmenin dolar bazında aldığı maaş 480 doların altına düştü. Aynı şekilde 2010 yılında 9/1 derecedeki bir öğretmen maaşı ile 13 çeyrek altın alabiliyorken, on yıl sonra aynı öğretmen maaşına ek yaparak ancak 5 çeyrek altın alabiliyor.  Maaşlardaki bu vahşi erimeye ve öğretmenin satın alım gücündeki bu korkunç düşüşe rağmen MEB'de hala öğretmene ödenen maaşı yük olarak tarifleyen bir zihniyet hakim. Bu utanç verici tabloyu düzeltecek tek güç örgütlü mücadelemizdir, omuz omuza verdiğimiz sınıf kavgasıdır.  Bize üye olsunlar ya da olmasınlar, biz her meslektaşımıza şunu söylemeliyiz: Biz bu tabloyu kabul etmiyoruz ve eğitim emekçileri insanlık onuruna yaraşan bir ücretle, hak ettiği değeri görerek çalışacak koşullara kavuşana dek mücadelemiz soluksuz sürecek.”

2022 yılı merkezi yönetim bütçesinden Milli Eğitim Bakanlığı’na ayrılan paya da değinen Özbay, şöyle konuştu:

“Gördük ki eğitim, pandemideki yanlış yönetimsel kararlar yüzünden bu kadar yara almışken, o yaraları onarmak için bir bütçe ayrılmış değil. Biliyorsunuz Milli Eğitim Bakanlığı bütçesi ise 189 milyar 10 milyon TL olarak belirlendi. Şimdi utanmadan bu bütçeyi yandaş medyada ‘Aslan payı eğitime gitti’ başlıklarıyla veriyorlar. Eğitimin hala aslanla tek ilişkisi ekmeğin aslanın boğazında olmasından ibaret! Müjde gibi sunulan bu bütçe, sınıfları seyreltmek için şart olan yeni derslikleri inşa etmeye yetecek mi? Hayır! Okulları pandemiye uygun hale getirmeye, hijyeni sağlamak için kadrolu yardımcı personel atamaya yetecek mi? Hayır. Zaten öğretmen açığı varken ve buna rağmen gerekli atamalar yapılmıyorken, sınıflar seyreltilince ortaya çıkan fazladan öğretmen ihtiyacını kapatmak için atama yapmaya yetecek mi? Hayır. Yıllardır hak ettikleri kadro için beklerken başka statülerde sömürülen meslektaşlarımıza kadro vermeye, onları güvenli çalışma koşullarına kavuşturmaya yetecek mi? İhtiyaç sahibi öğrencilere tablet/bilgisayar dağıtmaya yetecek mi? Gençlerimiz parklarda yatmasın diye, tarikatların kumpaslarına düşmesin diye yurt yapmaya yetecek mi? Bu sorular uzar gider ama maalesef bu bütçeyle hepsine verilecek yanıt koca bir HAYIR. Bu bütçenin aslan payı olduğu da yalan. AKP'nin iktidara geldiği 2002'de MEB bütçesinin merkez bütçeye oranı yüzde 22 iken 2022'deki MEB bütçesinin merkez bütçeye oranı yüzde 11'dir. Yani 20 yılda eğitime ayrılan bütçe, tam yüzde 50 erimiştir. Düşünün zaten bütçenin MEB bütçesinin yüzde 70’i personel giderleri, yüzde 11’i sosyal güvenlik devlet primi giderleri olmak üzere, toplamda yüzde 81’ü doğrudan doğruya personel harcamaları için kullanılacak. Yani eğitimin sorunlarını çözmeye niyeti olmayanlar bunun için bütçe de ayırmadılar. Bu gerçeği her yerde söylemeliyiz.

 

Bu arada eğitimin sorunlarına yok, biz eğitim emekçilerine yok, ihtiyaç sahibi öğrencilere yok ama kime bütçe var biliyor musunuz? Neredeyse paralel MEB gibi çalışan Türkiye Maarif Vakfı'na. Denetimlerden muaf tutulan bu vakfa dört yılda eğitim bütçesinden 1.5 milyar liranın üzerinde para gitti. Vakfın toplam bütçesi Milli Eğitim Bakanlığının yatırım bütçesinin %9,12’si kadardır. 15 milyondan fazla öğrenciye hizmet sağlayan MEB’in yatırım bütçesinin neredeyse %10’u kadar payın Türkiye Maarif Vakfına aktarılması manidardır. Bu vakıf aynı zamanda eğitimde çok başlılık sorununa da yol açmaktadır. Yani görünürde eğitim politikaları üretmek ve uygulamakla yükümlü bir bakanlığımız olsa da AKP, yıllar içinde eğitime başka hikmetinden sual olunmaz patronlar atamıştır. Biri de bu vakıftır. Diğeri de Saray'daki Eğitim ve Öğretim Politikaları Kuruludur. Şeffaf olmayan bu yapılar, yetki karmaşasına, çok başlılığa yol açıyor. Ha tabi başka ufak patronları da var eğitimin. TÜGVA'nın yaptıklarını, ortaya saçılan usulsüzlükleri görüyorsunuz. Yıllardır MEB ile imzaladıkları protokollere tepki gösterdik, dava açtık, karşı çıktık ama gelin görün ki eğitimi hırsızlara, tarikatlara, patronlara peşkeş çekmeye çok meraklı bir bakanlığımız var. Eğitimden çalan, ülkenin geleceğinden çalar. Bu hırsızlığa dur demek için, Cumhuriyet için, alnımızın teri, öğrencilerimizin gözlerinin feri için mücadelemizi büyütmeli ve güçlendirmeliyiz. Omuz omuza bunu başaracağımızdan da hiç şüphem yok.

 

Eğitimin en can alıcı sorunlarından biri de tabi ki okullarımızın korona açısından korunaklı hale getirilmemesi. Sınıfların seyreltilmesi, yeni derslikler oluşturulması, maske ve hijyen malzemelerinin veli ile öğretmenin üstüne yüklenmeyip bakanlıkça dağıtılması gibi olmazsa olmaz nitelikte hiçbir önerimiz uygulanmış değil. Pandemi ülkeye ilk sıçradığında öğretmenin canını hiçe sayanlar, bugün de 3 maymunu oynuyor. Pandemi ülkeye ilk sıçradığında henüz aşı tedarik edilememişken vaka oranları konusunda yalan söyleyen ve sonra bunu itiraf eden zihniyet, şimdi eğitimde de aynı senaryoyu sürdürüyor, kapanan sınıflarla ilgili gerçek rakamları vermiyor. Bu konuda her birimiz teyakkuzda olmalıyız. Kapanan sınıflarla ilgili, kapanması gerekirken ihmal nedeniyle eğitime kapalı devam eden sınıflarla ilgili, giriş-çıkış ve teneffüslerde tehlikeli boyutta kalabalıklaşan okullarla ilgili düzenli olarak bilgi akışı sağlamalıyız.”

Toplantıda, şube ve temsilcilik yöneticileri siyasal ve sendikal sürece ilişkin değerlendirmelerde bulundular, MYK üyeleri de sekreterlikleriyle ilgili bilgilendirme yaptılar.

Eğitim-İş, en sade üyemizden başkanlarımıza kadar bütün arkadaşlarımızın özverili çalışmaları sonucunda, eğitim çalışanlarının takdirini kazanarak üye sayısını da hızla artırmaya devam etmektedir. Karadeniz bölgesinde yapılan çalışmalar sonucunda kazanılan 10 yeni üyemiz, emek mücadelesinde sendikamıza yeni bir heyecan ve güç kazandırmıştır. Sendikamıza üye olan eğitim emekçilerine hoş geldiniz diyoruz.