YEREL
Giriş Tarihi : 30-08-2021 10:51   Güncelleme : 30-08-2021 10:54

Eğitim hakkında her şey

Emekli öğretmen Ahmet Nişancı, eğitim sistemi kapsamında birçok konuya değindi.

Eğitim hakkında her şey

Cumhuriyet öncesindeki ve sonrasındaki eğitimden bahseden Nişancı, açıklamalarıyla eğitimin önemini vurguladı.

Türklerdeki eğitim ve öğretim nedir?

Türklerde ’ki eğitim ve öğretimden (osm, tedris, talim) ve eğitimin öneminden bahseden Nişancı, “Örgütlü ve düzenli olarak ve genellikle bir öğretim kurumunda (okul vs.) öğretmenler tarafından öğrencilere araç gereç kullanılarak bilgi aktarılması ve öğretilmesi çalışmalarının tümüdür. Eğitim nedir? (Terbiye) Kişinin zihni, bedeni, duygusal, toplumsal yeteneklerinin, davranışlarının en uygun şekil ya da doğrultuda geliştirilmesi, ona birtakım amaçlara dönük yeni yetenekler, davranışlar, bilgiler kazandırılması yolundaki çalışmaların tümüdür. Eğitim, öğretimi de içine alan ve hayat boyu ailede, okulda, toplumda devamlılık arz eden bir süreci içine alır. Türk eğitim tarihi içinde en önemli öge öğretmendir. Bu nedenle Türk eğitim tarihini bilmeyen öğretmenler mesleklerinin süregelen sorunlarından habersiz kalırlar ve güçlü bir meslek bilinci kazanamazlar. Her öğretmen Türk eğitim tarihinin temel kaynaklarını bilmeli, tanımalı, araştırmalı, öğrenmelidir. Bu kaynaklar; arşivler, eğitim müzeleri, okul arşivleri, özel kişiler elindeki belgeler, kütüphaneler, sahaflarda bulunabilen süreli yayınlar, kitaplar eğitimcilerin sözlü ve yazılı tarih yöntemiyle derlenebilecek bilgiler (vs.) dir” ifadelerine yer verdi.

Bugüne genel bakış ve Türk eğitim sisteminde okul kuruluşu

Türk eğitim sisteminde okulun kuruluşunu anlatan Nişancı, “Bugünkü ana şekil 1923-1930 yıllarında Atatürk reformları çerçevesi içerisinde düzenlenmiş ve bugüne kadar önemli bir değişikliğe uğramadan gelmiştir. 1924 yılına kadar Osmanlı düzeni içinde eğitim ve öğretimde birlik yoktu. Yeni Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşuyla birlik yapısı kazanan okul sistemimiz ayrı bir sosyal yapı, ekonomik ve politik ve kültürel düzende Osmanlının geleneksel okul kuruluşundan tamamen farklı bir yapıdadır. Bir ülkedeki eğitim seviyesini gösteren ölçü, okul kademelerindeki okullaşma oranlarıdır. Türkiye 150 yıldan beri Avrupalılaşmak emeliyle kalkınma çabasındadır. Amaç geleneksel feodal düzenden kurtulmak, endüstri ülkelerinin yapısına ulaşmaktır. Bu yapı içinde ekonomide, eğitimde, sanatta kültürde kalkınma söz konusudur. Ülkemizin kurtuluş ve kuruluşla Atatürk önderliğinde başlayan köklü reformlar içinde eğitimde reform en önde yer tutar. 1928 harf devrimi ile yeni bir çağdaşlaşma adımı olarak yükselen eğitimde reform, bir başka deyişle devrim çalışmaları kalkınmanın köyden başlatılması adına köy enstitüleri kuruluşuyla çok büyük bir hamle olarak öne çıkıyor, ama arkası gelmiyor.

- 1948'de Hasan Ali Yücel’in görevden alınıp, Reşat Şemsettin Sirer’in Milli Eğitim Bakanı olmasıyla kapatılma durumuna gelen köy enstitüleri 1954’te tamamen kapatıldı ve ilk öğretmen okullarına dönüştürüldü.

- Cumhuriyetin ilk yıllarında 40 bin köy var 13-14 milyon nüfusun erkeklerde %7, kadınlarda %04 okuma yazma oranıyla müthiş bir cahillik var.

- Birinci dünya savaşı sonunda Osmanlıdan kalan borçlarla ülke iyice yoksullaşmış, fabrika yok, tarım ilkel koşullarda bilgisizce yapılıyor, ziraatın öncüleri yok. Elektrik yok, sulama tesisi yok, altyapı tamamen örgütsüz.

- Atatürk’ün akılcı beşer yıllık kalkınma planlarıyla o yıllarda dünyadaki en yüksek kalkınma hızı yakalanmış ama borçlanmadan yatırıma para ayırabilmek olanaksız, Osmanlı borçları ancak 1946'da bitirilecek. Buna rağmen yol, demiryolu, okullaşma, fabrikalar kurma hızla yürütülüyor. Sanayi yatırımları, demir çelik, dokuma, silah, şeker fabrikaları yatırımları gerçekleşiyor.

- Ekonomik ve sosyal amaçlı yatırımlarla eğitim alanında hızlı bir artış ve yatırımların %7'sı eğitime yönlendiriliyor.

- Cumhuriyetimizin ilk 25 yılındaki planlı çalışmalara rağmen sık sık değiştirilen eğitim politikaları nedeniyle bugün hala eğitimimiz çözümsüzlükler içinde bocalamaktadır” dedi.

Osmanlı Devleti’nde okullaşma

Cumhuriyet öncesi Türkiye’de (Osmanlı devletinde) okullaşmadan bahseden Nişancı, eğitimin nasıl bir sistemle yürüdüğünü anlattı. Nişancı, “1924 yılına kadar eğitim öğretimde birlik yoktu. 1839 'a kadar Osmanlının feodal düzensizliği içinde halk çocuklarının devam ettiği sıbyan okulları var. Dinî esaslara göre yürütülen ilk, orta, yüksek (medreseler) okullarda temel kültür dersleri ilim adına Arapça vardır. Edebiyat için Farsça olarak yürütülüyor. Batıda buna karşılık Latince ve yunanca eğitim öğretim var. Bunlara ek olarak az sayıda fatih tarafından kurulmuş enrerun okulları var. Türk olmayan azınlıkların çocukları esir düşen genç prensler kabiliyetli halk çocuklar için enderun okulları sıkı bir eğitim kurumudur. Enderun da yabancı uyruklular Türkleştiriliyor, İslamlaştırılıyor ve saray hizmetlerinde kullanılıyor. 19.yy.'dan itibaren bu amaçtan uzaklaşılacak ve saraya mensup imtiyazlı tabakanın çocukları da enderuna alınıyor” ifadelerine yer verdi.

Dârülmuallimîn Okulu

Dârülmuallimîn okulu hakkında bilgilendirmelere yer veren Nişancı, “Dârülmuallimîn, Sultan Abdülmecid döneminde, 16 Mart 1848'de, rüştiyelere erkek öğretmen yetiştirmek üzere açılan okuldur. Osmanlılarda öğretmen yetiştirme fikri Tanzimat dönemine rastlıyor. Daha önceki dönemlerde de müderris denen medreselerde fatih zamanında açılan sıbyan okulları için Ayasofya, Eyüp medreselerinde öğretmen yetiştiriliyor; programlarında adabı-ı mübahase (konuşma, söyleşi), usul-í tedris gibi pedagojik formasyon derslerini bulunmasına özen gösteriliyor. (Bugün liselerden felsefe, pedagoji, psikoloji gibi dersler kaldırılmakta.) 1848'de 2. Mahmut zamanında açılan Rüştiye okullarına öğretmen yetiştirmek için Dârülmuallimîn adıyla öğretmen okulu açıldı. Üç yıllık eğitim kurumlardır. 1857 yılında maarif nezareti kurulunca 1862 yılında öğretmen ihtiyacını karşılamak için iki yıllık eğitim veren Darülmuallimin-ı sıbyan okulları kuruldu (yanına da numune mektebi açıldı) 1870 yılında kadın öğretmen yetiştirilmesi için Darülmuallimat adıyla bir kız öğretmen okulu açılmış; 1875' den itibaren İstanbul dışında da Bosna, Girit, Konya’da da öğretmen okulları açılmıştır. Programında; elifba, Kuranı Kerim, tecvit (Kuranı Kerim harflerini süsleyerek ve doğru güzel okumak), ilmihal (İslam’ın kurallarını öğreten kitap) yanı sıra hesap, ahlâk, coğrafya, usul-í tedris adı altında öğretim metodu derslerine yer verilmiştir. 1882'de idadi fen ve edebiyat şubelerine ayrılıyor. 1882'de muallimin sıbyan kısa sürede öğretmen yetiştirmek üzere "dar' ameliyat" (pratik okul) haline dönüştürülmüştür. Daha sonra açılanlarla 1905-1906 öğretim yılında Darülmuallimin sayısı 36'ya çıkmıştır. 1939'dan sonra Avrupalılaşma hareketi içinde Avrupa tipi laik okullar kuruluyor. Buna karşılık Osmanlı devletinin kurduğu din referans alan okullar; İlköğretim okulları= mektebi iptidaiye Ortaöğretim okulları = idadiye (lise), rüştiye= ortaokul, sultaniye Yüksek öğretim= darülfünun sonuç olarak iki ayrı ve birbirine karşıt bu okullarda; iki ayrı dil, iki ayrı edebiyat iki ayrı kültür gelişiyor; çünkü geleneksel okullar dini dünya görüşüyle eski teokratik yapıyla işletilirken, modern okullar 19.yy. burjuva demokrasisi yönünde toplum düzenine yöneliyor” dedi.