YEREL
Giriş Tarihi : 07-06-2021 12:41   Güncelleme : 07-06-2021 12:41

Derdi Para Olan Doğayı Düşünmüyor

Hopa Kültür ve Sanatevi 5 Haziran Dünya Çevre Günü’nde İkizdere ve Ekolojik Yıkımla Mücadele başlıklı bir panel düzenledi.

Derdi Para Olan Doğayı Düşünmüyor

Hopa Kültür ve Sanat Evi 5 Haziran Dünya Çevre Günü’nde Rize'nin İkizdere ilçesi İşkencedere Vadisi'nde yapılmak istenilen taş ocağına karşı mücadele veren direnişçilerinin de katılımıyla İkizdere ve Ekolojik Yıkımla Mücadele başlıklı panel düzenledi. Panelin moderatörlüğünü Eren Dağıstanlı gerçekleştirirken Jeofizik Mühendisi Osman Baş ve Asuman Fazlıoğlu panelist olarak katılım gösterdi.

Açılış konuşması gerçekleştiren Eren Dağıstanlı, Çevre Mühendisleri Odası’nın girişimi ile 5 Haziran Dünya Çevre Günü’nün basit bir çiçek böcek günü olmadığını elokojik yıkımla mücadeleye döndüğünü ve Türkiye’de çevre meselesi ile ilgilenenlerin, doğa meselesi ile ilgilenenlerin bugünü sadece kutlanacak bir gün değil direnişlerin buluştuğu, büyüdüğü; direnişlerin sesinin çıktığı bir güne dönüştürmeye çalıştıklarını vurguladı.

İkizdere’de 21 Nisan’dan bugüne kadar yapılmak istenen taş ocağına karşı insanların fiili direnişinin devam ettiğini söyleyen Dağıstanlı, ilk gün sert başlayan direnişin bugünler de gerek devletin jandarma ve kolluk kuvvetleri baskısıyla gerek de başka alanların direnişin kayması ile pasif direniş olarak ama aynı irade ve aynı karar ile devam ettiğini belirtti.

Dağıstanlı’nın ardından İkizdere direnişçilerinden Jeofizik Mühendisi olan Osman Baş, mücadelenin ne zaman ve nasıl başladığına, mücadelede gelinen sürece dair sunum gerçekleştirdi. İkizdere’de taşocağı yapılmak istenmesinin 2 yıl öncesine dayandığını belirten Osman Baş, o dönemlerde bu noktalara gelineceğini düşünmediklerini, 6-8 ay boyunca kendi köy derneklerini sıkıştırmak ve yöresel derneklerle bir şey yapmaya çalıştıklarını ve bu sorunun birkaç kişi arasında döndüğünü söyledi.

‘Köylü haberdarmış biz sonradan öğrendik’

Taş ocağı konusunun 2019 yılında büyükşehirden köye gelip zaman geçirme sürecinde, köylüler ile yaptıkları görüşmelerde, konuşmalarda geçtiğini, kendisinin İstanbul’a dönmesinin ardından köy kahvesinin köşesine asılan ilanın ardından kendisine haber verilmesi üzerine İkizdere köylüsünün yoğun olarak yaşadığı Gebze’ye gittiğini ve köylülerle bir araya geldiklerini ardından hukuksal sürece müdahil olduklarını belirterek, “Bizim için 2 anlamı vardı; 1’incisi hukuksal anlamda bu süreci başlatmak, 2’ncisi de bu mücadele her ne kadar kendi açımızdan meşru olsa da, çağrısını yapacağımız köylülerde önemliydi.  Kısa sürede örgütlenip köylülerimiz ile birlikte davayı açtık.  Birçok firmanın 2014 yılından beri liman projesi açılacağını bildikleri için doğayı yok etme pahasına da olsa böyle girişimlerde bulunduklarını ve köylünün de durumdan haberdar olduğunu biz bir süre sonra öğrendik” dedi.

Sıkı yönetim hakim

Açılan davanın ilk duruşmasının Rize Bölge İdare Mahkemesi’nde gerçekleştiğini ve duruşmadan 1 hafta sonra yeni bir proje ile karşılaştıklarını ifade eden Baş, “Bu sefer Ulaştırma Bakanlığı’nın bir ruhsat aldığını öğreniyoruz. Bununla ilgili yine bir toplanma ve köylülerle bilgilendirme süreci yaşıyoruz. Köy muhtarı bizimle görüşmeye çok yanaşmadığı için ve pandemi koşullarından da dolayı köylülerle toplantı imkanı sağlayamadık. Tam bu mahkemeye başvuruyoruz, mahkeme süreci başlıyor. Bu arada ilk özel bir firmanın proje alanı doksan iki hektarlık alandı, 24,43 hektarlık bir alanın da ÇED raporunu hazırlıyorlar. Devlet yirmi beş hektarlık alanlar için bir ÇED raporu istemiyor. Tabii biz burada işin arkasında Cengiz’in olduğunu biliyoruz. Zaten liman inşaatı bu arada 8. Ayda noktalanmış Cengiz İnşaat almış orayı. Bu süreçte de Ulaştırma Bakanlığı’nı devreye koyarak ,daha net kararlar verebiliyorken işin içine Devlet girdiğinde diğer firmaların öyle cesaretli ve düzgün bir karar almaktan men etmek için böyle bir yol seçiyorlar” diyerek gelinen aşamada ilçede sıkı yönetime benzer uygulamanın olduğunu açıkladı.

Doğayı yok ederken orada yaşayanlar önemsenmiyor

Baş’ın sunumunun ardından yine İkizdere direnişçilerinden olan Asuman Fazıloğlu, dünya nüfusunun hızla arttığını, dünyada tüketim ekonomisinin hakim olduğunu ve bu tüketim ekonomisinin daha çok kullanım, daha çok üretim, daha çok tüketim, daha çok üretilince daha çok kazanana dönüştüğünü belirterek, “Bu kazananlar belli. Bazı coğrafyalarda, özellikle son dönemlerde Türkiye’de artık doğal kaynaklar sürekli tüketiliyor, her şey bitirilmiş durumda. Yer altı, yer üstü ne var ne yok hiçbir şekilde değer vermeden tüketiliyor. Bu tüketim yapılırken orada yaşayan insanlara zarar veriliyor ve yeni kanunlar ile evin bile garanti değil. Birileri gelip sana, sen burada durdun ama şimdi biz kullanacağız derse bile bir şey deme şansın yok” dedi ve insanın yaşadığı yerleri korumakla sorumlu olduğunu aynı zamanda başka yerleri de korumakla sorumlu olduğunu çünkü orasının tüketildiği zaman sıranın bir diğerine geleceğini vurguladı.

Para diyor, kazanç diyor

Bu konuda bir dayanışma oluşmasının çok önemli olduğunu ve ülke genelinde bir dayanışma olursa kendilerinin de onların karşısına bir güç olarak çıkacağını ve artık istediklerini yapamayacak hale geleceklerini açıklayan Fazlıoğlu,  “Ama günümüzde ne oluyor, binlerce maden, altın, kömür gibi ruhsatlar ile çalışıyorlar ve çalıştıkları zaman çevre köyler ile yer altı kaynakları normalden daha fazla zarar görüp doğal bütünlüğünü bozuyorlar. Kendi kendini yok eden bir durumdayız ve kapitalizmin bu umurunda değil. Yok edilme, yok olma sadece. Ne kazanıyoruz o önemli onlar için. Ben eşimle birlikte dolaşıyorum. Ağaçları ve doğayı hepsine bakıyoruz ama o projeleri yapanlar onlara bakmıyor. Biz burada bu ağaçlar gidecek diyoruz ama o projeyi yapan onu görmüyor. Para diyor, kazanç diyor, bunları anlatan doğadan yana olan duygularını kullanan insan korumak istiyor doğasını ama taşı çıkartmak isteyen duygulanmıyor” dedi.

Ormanlar Çocuklarundur

Fazlıoğlu sunumunun devamında “Beni şaşırtan bazı şeylerde oldu; kadınlarımızın bu direnci beni çok şaşırttı. Çevreyi, doğayı korumak adına biz kendi insanımızı tam tanıyamamışız.  Çevre illerden gelen arkadaşlar bu konuda bizim sesimizi duyurma açısından bayağı başarılı olduğumuzu söylüyor ama benim asıl merak ettiğim ve sormak istediğim bundan sonraki süreç nasıl olmalı” diyerek konuşmasını sonlandırdı.

Osman Baş ve Asuman Fazlıoğlu’nun sunumunun ardından soru cevap kısmına geçildi. Hopa Kültür ve Sanatevi’nde gerçekleştirilen panelin ardından katılımcılar Hopa İskelesi’ne geçerek “Ormanlar Çocuklarundur, Taş Ocağı Olmasın” yazılı pankart açıldı.

DİLAN ŞAHİNBAŞ