YEREL
Giriş Tarihi : 28-06-2021 10:48   Güncelleme : 28-06-2021 10:48

ARTVİNLİ TV’NİN KONUĞU BELKIS DEMİR

Yeminli Mali Müşavir, Bağımsız Denetçi Belkıs Demir, Artvinli Tv ekranlarında Hatice Nur Ersöz’ün sunduğu “Artvin’de Ekonomi Özel Programı”nın konuğu oldu.

ARTVİNLİ TV’NİN KONUĞU BELKIS DEMİR

Yeminli Mali Müşavir Belkıs Demir programın en başında ekonominin tanımını yaparak “Bir insan toplumu ya da bir ülkenin yaşayabilmek için üretime ve bunların bölüşmesini biçimlerini bu eylemlerinden doğan ilişkilerin tümüne ekonomi diyoruz. Bu ticaret, iç ticaret, dış ticaret, pazarlama, üretim, maliye, ihracat, ithalat bunların hepsi ekonomik bir kavram. Ekonominin de çeşitleri var.   Yönetim şekilleri; serbest piyasa gibi. Bunlar açılımlara bağlı. Kısaca ekonomi; ticaret, üretim ve alış veriş” dedi.

En büyük ekonomistin evin annesi olduğunu vurgulayan Demir, “Çocuklarına leblebi alamayıp da nohutu tuzlayarak soba fırınında leblebi yapan annedir. Bir yemeklik malzemeden ardını göremediği için 4 defa çocukları için yemek yapabilirim diyen, arttırabilen, pazar parası ile biriktirip köşede sakladığı çeyrek altını en dar zamanlarda ortaysa çıkaran evin kadınıdır en iyi ekonomist” diyerek kadınların iş yaşamında da aynı olduğunu, daha garantici olduğunu, kadının yarını görmek istediğini ve kadının işi şansa bırakmayacağını belirtti.

‘Tarihimize sahip çıkmamışız’

Artvin’de piyasa analizi yapan ve Artvin’in profilini değerlendiren Demir, Dünya ekonomisinin zaman zaman krizlere girdiğini, Türkiye’de yaşanılan pandemiden dolayı da yaşanılan ekonomik krizden önce 1994 yılında, 2001 yılında ekonominin tıkandığı noktaları gördüklerini belirterek, “Savaşların olduğu dönemlere baktığımızda, bütün savaşların da ekonomiden kaynaklandığını görebiliyoruz, bunu savunan tarihçiler var. Artvin eskiden beri bir memur şehri aslında. Turizmden çok beklentimiz vardı, turizm kenti olma yolunda beklentilerimiz vardı ancak maalesef sağlayamadık. Birtakım engeller, yanlış adımlar, yanlış yatırımlar; mesela Artvin’in eski dokusuna dokunmayıp yeni bir Artvin yaratmak varken böylelikle Eski Mardin gibi bir turizm alanına sahip olabilecekken doğal doku ne yazık ki bozuldu. Bunda bizim siyasilerimizin de ileriyi görememe durumu söz konusu. Çok değerlerimiz var mesela yeşilimize sahip çıkalım diyoruz ama zamanında tarihimize sahip çıkmamışız. Tarihi değerlere sahip çıkmamışız. Kiliseler çok önemliydi. Yabancılar için kendi tarihlerini burada görmek, yıkık bir kiliseyi bile görmek çok önemli. Yusufeli’nde bir kiliseyi ziyaret etmek, onlar için hac, tavaf anlamına geliyor. Çocukluğumdan hatırlıyorum, şu an Marketim işletmesinin olduğu yerde kilise kalıntısı vardı. Çayağzı Mahallesi’nde ÇEDAŞ’ın olduğu yerde bir kilise kalıntısı vardı. Biz bunların değerini bilmeden yok ettik. Cerattepe diyoruz, orman diyoruz ama büyük şehirlerdeki planlamaya bakıyorsunuz evlerin önünde hiç olmazsa on metre kare, elli metre kare bir bahçe, çim alanı mevcut, Artvin’e tepeden bakıldığında çok az yeşil görünüyor artık. Zaten coğrafyamız çok zor, bir kere ne yapıp ne edip aşağıdan geçen transit yoldan giden birini, merak edip bu şehrin yoluna girmesinin yollarını bulmamız lazım, o virajları üşenmeden, kızmadan cazip hale getirip de şehir merkezine çıkartmanın yolunu bulmalıyız” dedi ve zor yolların güzel yerlere çıktığını, zor yola gidiliyorsa oraya ulaşılmamış, el değmemiş, bakirliğini kaybetmemiş, yıkılmamış bir yere gidileceğini bu yüzden de bu dokunun bozulmadan bir şeyler yapılması gerektiğini ve bunun ekip işi olduğunu aktardı.

Turizmde umut var

Artvin ekonomisinde dağılım eşitsizliğinin söz konusu olduğunu, herkesin nasiplenemediğini belirten Demir, “Artvin olarak çok fazla hissetmedik 2001 krizini. Derine Barajı’nın sebebidir bu çünkü barajda binlerce insan çalışıyordu. Ne kadar tedarikçileri başka yerlerden olsa da sirkülasyon vardı. Yerel esnaftan alışverişleri vardı. Biz biraz şımarık milletiz gibime geliyor, biz bu krizi hiç ciddiye almadık. Şu an Yusufeli Barajının gerçekten çok büyük etkisi var Yusufeliliye ama diyorum ya normalinde eşit dağılmıyor gibi geliyor bana. Bu derin bir konu. Gerçekten güzel yatırımlar var ama bu yatırımlar ne kadar Artvin’e dönüyor, Deriner Barajı ne verimlilikte çalışıyor, ne kadar elektrik üretiyor, bunlar çok teknik konular ama Artvin’e gerçekten çok büyük yatırımlar yapılıyor, yapıldı ama Artvin hâlâ ekonomisi Devlet’in katkısıyla, memur maaşıyla dönen bir şehir. Eskiden orman istihsalinden bahsediyorduk, kereste üretiminden bahsediyorduk, ben muhasebecilik yaptığım dönemden 4 ay ormanda çalışan insanların on iki ay evlerini rahat rahat geçindirdiklerini biliyorum. Kooperatifleşme çok önemliydi burada, orman kooperatiflerinde gerçekten 1978’den sonra büyük bir ivme kat edildi. Kooperatifçilik şarttı. Şimdi ormanlarımız da genç ormanlar oldu. Baca tütmesi lazım diyoruz ya bu bacanın da turizmde olduğunu görüyoruz.  Hâla bir umudumuz var aslında turizmde” dedi.

Turizm için tanıtım önemli

Artvin’de turizmin gerçekleşmesi için tanıtımın şart olduğunu, 1985 yıllarına gidildiğinde boğa güreşleri festivalinin daha da görkemli olduğunu, 3 gün boyunca konserler verildiğini belirten Demir, “ Bunlar aynı hızla devam edemedi. Tabii koşullar değişti, şimdi hastalık girdi filan ama o hızla aynı şekilde devam edemedik. 1997 yılında organize aşamasında yardımcı olduk ve güzel bir konser verdik. Coşkun sabah geldi, yağmur yapmasına rağmen Artvin ilçelerini geçelim çevredeki illerden de insanlar gelmişti ve şehir stadı ağzına kadar dolmuştu. Bu organizasyonlar gerçekten tanıtım için çok önemli. Tanıdık sanatçılarımız var. Kendi yetiştirdiğimiz ya da burada Artvin ile ilişkilendirdiğimiz genleri burada olan sanatçılarımız var. Baktığımızda 2003 yılından sonra Ayder’i Ayder yapan Ayşe Arman’ın yazılarıdır” diyerek gündem oluşturulması gerektiğini vurguladı.

Sadece Artvin’e özgü olmadığını her yerde hem işsizliğin söz konusu olduğunu aynı zamanda işsizliğin büyük boyutta olduğu bir pozisyonda ve çalışacak işçi bulamama sıkıntısı olduğunu söyleyen Demir, “İşçi on beş gün çalışıyor, telefon borcu var, fatura borcu var bu borcunu ödediğinde çalışmayı bırakıyor. Aslında bunun suçlusu da biziz. Çocuklarımıza maddi destek verip, onların ayakları üzerinde durmasını sağlamamak, her zaman çocuklarımızın arkasında durmak, İŞ-KUR’un desteklerinin yanlış planlanması, İŞ-Kur denetlemeyi tam sağlayamıyor. İş başı eğitimleri elverişli oluyor mu, sonrası gelecek mi, denetimden çok uzak bir kurum. Desteklerde de aynı durum söz kon konusu. Desteği almak başka bunun gerçekten yerinde kullanılıyor mu bunu bilmek çok başka. Yerel yönetimler, resmi daireler tarafından çok dejenere edildi” dedi.

Eğitimde kalite düştü, işsizlik arttı

Her şehirde bir üniversite kurarak, lise öğreniminden sonra işsizliği bir 4-5 yıl ötelemek, ayrıca şehre sanki fabrika yapılmış gibi ekonomiyi canlandırması için üniversite istemenin yanlış olduğunu herkesin fark ettiğini dile getiren Belkıs Demir, “Bir dönem hepimiz heyecanlandık, Artvin’de üniversite kuruluyor diye. Benim çocukluğumda lise mezunu çok büyük bir tahsildi ama o zamanki liseler de üniversiteler gibiydi. Bir dönem ziraat mühendisleri çok işsizdi. Gazete manşetlerinde ziraat mühendisleri limon satıyor hikayesi yer alıyordu. Artık ziraat mühendislerini geçtik endüstri mühendisleri, elektronik mühendisliğini bitirmiş çocuklar işsiz. Hem eğitim yeterli değil, aslında inşaat mühendisliği bitirmiş ama pratikte deneyimi yok. Mimar olmuş, çizmiş, hasbelkader piyasada yerini bulmuşa ama geçenlerde duydum asansör yerini planlayamadığı için 3 katlı binada asansör çarpışmış bir daha yıkmak zorunda kalmışlar. Tabii ki teori çok önemli ama pratik çok daha önemli. Eskiden beri alaylıdan gelmek çok önemlidir o yüzden. Hem üniversite mezunuyum diye bir beklentisi var işsizin hem tecrübesiz. Ben çok şahit oldum; işe başvuruyor, direkt maaşını soruyor. İş veren olarak ne yaptığını bilmiyorum ki, ne tecrüben var bilmiyoruz ki” dedi ve kotanın sektörde de koyulması gerektiğini, kalitenin kesinlikle şart olduğunu söyledi.

Konkordato nedir?

Konkordato komiserliğine değinen Demir, “Eskiden iflas erteleme vardı yani ekonomilerin zor olduğu dönemde işletmelerin fazla açılımları, haddinden fazla büyüme göstermeleri sonucunda buna kontrolsüz büyüme de diyebiliriz, krediler tahsis ediliyor, fizibilite yapılmadan, pazarlama fizibilitesi çok önemli ki üretim tamam o konuda sıkıntı yok ama diyelim ki üretimi yaptınız onun pazarlaması, fizibilitesi yapılmadan o Pazar ayarlanmadan ya da pazara saldırdınız, pazara sattığınızda da bu pazarın emici gücü, devamlılığını, sürekliliğini hesap etmezseniz bir yerde tıkanıyorsunuz. Büyük işletmeler, küçük işletmeler de olabilir, birden bire aslında borca batık değil, mal varlığı var ama hemen bu kırılgan ekonomide nakite çevrilmeyen mal varlığı sonucu nakit sıkıntısı çekiyor orada konkordato bir dur diyor alacaklıya. Aslında alacaklıya kolluyor, borçluyu kollamıyor ama borçluya da rahat nefes al diyor. Birilerine görev veriyor, önce bağımsız denetim firmalarına diyor ki bir bakın bakalım ben sizin raporunuzu dayanak tutacağım, bu kurtarabilir mi? Hakim de bir süre veriyor, geçici süreyle başlıyor, toplam 23 ay, ondan sonra kesinleşmeye başlıyor. Bunu önceden sunuyor, siz bana izin verseniz, ben kendimi toplasam, icraları durdurursanız ben belli bir süreye şu gelirlerimle şunları yaparak borcumu ödeyeceğim diyor. Bu makul görülürse değerlendiriliyor. Amaç borçlunun nefes almasını sağlamak, Birden bire ben battım deyip de 5 liralık yeri 3 liraya satma fırsatını vermiyor ve burada başka alıcılar da heba oluyor. Bunu da önlemek için o firmaların batmaması için, istihdamın devamı için çok güzel bir müessese. Tabii suiistimal edilmezse bu suiistimale karşı o süreçte konkordato komiserine, hakim; Devlet’i temsilen bunu kötüye kullanmasın, sen bunu takip et diyor. Mesela tedarikçinin dışında herkesin borcuna karşılık eşit miktarda dağıtımını sağlıyor. Şirketin 100 lirası varsa, 1000 lira borcu varsa bu 100 lirayı zamana yayarak herkese eşit dağıtıyor” dedi.

Yeminli mali müşavir olma yolu

 Yeminli mali müşavir olmak için neler gerektiğine değinen Demir, on yıl mali müşavir olmak gerektiğini, ancak yeminli mali müşavirliğin sınav süreçlerinin zorlu olduğunu ifade ederek, “Tamamen yazılı sınavlara tabii tutuluyorsunuz, denetim boyutu yoruma açık. Zorlu bir süreçti. İnanmak lazım. Ben yeminli mali müşavir olacağım dedim, 3-4 yıl çok çalıştım. Her gün sabah 08.00’de kalkıp öğrenciler gibi Ankara Üniversitesi Siyasal Bilimler Fakültesi’nde 2 ay boyunca eğitime gittim. Bu meslekte az sayıdayız. Bu bölgede Trabzon’da 1-2 meslektaşım var, Rize’de sanırım yeni bir şube kuruldu. Erzurum, Ardahan ve Kars’ta yok. Konkordatonun tahsil döneminde kayyum olarak atanabiliyoruz. Amacımız kayyum olarak atandığımız işletmeleri yön verip kurtarmak, ekonomik krizden çıkarmak” dedi.

Plan, program ve fizibilite çalışması

Artvinli Tv ekranlarında Hatice Nur Ersöz’ün sunumuyla gerçekleşen “Artvin’de Ekonomi Özel Programı’nın konuğu olan Yeminli Mali Müşavir ve Bağımsız Denetimci Belkıs Demir, programın devamında Tarım ve Kırsal Kalkınmayı Destekleme Kurumu hakkında bilgiler vererek, “Karadeniz Bölgesinde DOKA’da olduğu gibi Ardahan bölgesinde de Serhat Kalkınma Ajansı (SERKA) var. SERKA’dan ayrıca sırf tarıma dayalı, arıcılığı destekleye, hayvancılığı destekleyen, tarımda turizmi destekleyen bir yapı. Küçük yerlerde dayanışmayı kaybettiğimizde bireysel hiçbir şeye varılmıyor. Et üretimi ile ilgili kesimhane yapılmış, sivil girişimcilik yapılmış orada ama arkasında duramamışlar çünkü imalatı yaparken pazarlama kısmı ihmal edilmiş. İmalatı yaparsınız, pazarlamayı ihmal ederseniz elinizde patlar, pazarlamayı ileride götürüp de imalatı yetiştiremezseniz orada da süreklilik arz edemediğiniz için o da patlar. Her şey planlı, programlı, fizibilitesi yapılarak, devam ettirilmeli. Duygusal davranmaya artık yer yok ekonomide” diyerek daha işe başlamadan hesaplamaların çok iyi yapılmasının lazım olduğunu vurguladı.

Herkes bildiği işi yapsın

Yerel ekonomide işletme sahiplerinin gelinen dönemde değişime uğramalarının şart olduğunu açıklayan Demir, “Artık sergilemekten ziyade, büyük mağazaların bile artık internette satış siteleri var. Teşhire devam ediliyor, görsel olarak ondan yararlanıyorlar ama herkes internetten alışveriş yapmaya başladı. Tarih budur ama değişimden ibaretti. Bizim çocukluğumuzda dondurmacılar genellikle yürüyen arabalarda dondurma satardı, şu anda görebiliyor muyuz, hayır. Pastanelerde derin dondurucular içinde hazır dondurma devrine başladık. Ne kadar çok adapte olduk, ne kadar çok alıştık. Bir dönem okulda teneffüs olduğunda en yakın bakkal ya da kantine gidip bisküvi arasında lokum yiyen çocuklardık. Şimdi her şey pakete girdi ve ne yediğimizi de bilmiyoruz. Tarihe özlem başkadır ama yenileme de mecbur yani ticarette kendi yönünü yerini bulacak.   Aile işletmeleri şart hele hizmet sektöründe istihdam edenlere inanç kalmamış. Ticari ahlakta çalışan ahlakında bozulmalar var. Eğer döner ustası değilsen ve ustaya güvenip dönerci açıyorsan yalnız kalmaya mahkumsun” dedi ve herkesin bildiği işi yapması gerektiğini savundu.

Sektör basında kota getirilmeli

Ege bölgesinde hobi bahçeleri satıldığını, insanların meyve kasalarını toprakla doldurarak balkonunda domates, biber yetiştirmeye başladığını söyleyen Demir, “Bence bu iyiye alamet. Bu hastalık herkesi üretime döndürdü. İnşallah zincir ulusal marketlerden kurtarırız. Meslekte sektör bazında kota getirilmesi şart. Avrupa Birliği Uyum Yasalarında bir kota vardı; on beş yıl önce İngiltere’de nüfusa göre kota vardı o sayıdan fazla berber açılamıyordu mesela. Biz bu sisteme geçemedik. Ekonomide siyasal baskı mı desem nedense her yere uyum yasalarına geçtik oraya geçemedik” dedi.

Tamam sevgini katıyorsun ama…

Ekonomi düşünüldüğünde bir şeyin çok fazla yapıldığında bereketinin daha fazla olduğunu belirten Demir, “Evde 2 kişilik yemek masrafı dışarıdan daha masraflı geliyor, ev yemekleri hizmeti sunan işletmeler daha ekonomik. Paket servisler daha ekonomik geliyor. Bazen tahlil yapıyorum; 2 kişiyseniz ayakta duracaksınız, pişireceksiniz, zaman maliyeti, elektrik harcayacaksınız, doğalgazla çalışıyorsa doğalgaz harcayacaksınız, pişme süreci var, tamam sevginizi katıyorsunuz ama sonra bir de onu sunacaksınız ve ardından da bulaşık yıkayacaksınız; su gidecek, deterjan gidecek, yine zaman gidecek… 2 kişilik maliyeti düşünürseniz dışarıda yemek yeme, paket servisi hep alışkanlık değil ama maliyeti daha düşürücü etkenler. Eğer insan sirkülasyonu varsa onu karşılıyorsa yan yana dönerciler de olur, yan yana yufkacılar da olur, yan yana mantıcılar da olur siz hangisini tercih ederseniz ona girersiniz. Ancak burada mesafeden ziyade onu karşılayacak nüfus var mı” diyerek Artvin’de esnaflarda dikkatini çeken bir noktaya değindi ve esnafların bayramda keyfinden ödün vermediğini, özellikle dini bayramlarda uzaktan gelen vatandaşların bayramın 1’inci günü hiçbir işletmeyi açık görmediğini belirtti.

DİLAN ŞAHİNBAŞ