YEREL
Giriş Tarihi : 24-03-2021 10:44   Güncelleme : 24-03-2021 10:44

ANDIMIZI VE İSTANBUL SÖZLEŞMESİNİ GERİ İSTİYORUZ

Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün“Ey yükselen yeni nesil, gelecek sizindir. Cumhuriyeti biz kurduk; onu yükseltecek ve sürdürecek sizsiniz.” diyerek Türk Gençliği’ne emanet ettiği Cumhuriyetimiz iki yıl sonra 100. yaşına girecek.

ANDIMIZI VE İSTANBUL SÖZLEŞMESİNİ GERİ İSTİYORUZ

Cumhuriyetimizin bizlere kazandırdığı laiklik, demokrasi, hukukun üstünlüğü, temel hak ve özgürlükler, kadın hakları,  adil rekabet, fırsat eşitliği, şeffaflık, hesap verebilirlik gibi değerlerimizi zayıflatan kararlar ve uygulamalar hepimizi endişeye düşürüyor.

85 yıldır okuduğumuz, okuttuğumuzfakat artık yasaklanan andımızla ilgili duygu ve düşüncelerimi; geleceğin sahipleri olan yeni nesli tam çeyrek yıldır bilimin ışığında yetiştirmeye adamış emekli bir öğretmen olarak açıklamak istiyorum.

Her sabah hepimizin coşkuyla  okuduğu andımızın ilk sözcüğü  “Türk’üm”dür. “Türkiye Cumhuriyeti'ni kuran Türkiye halkına Türk Milleti denir.”Türkiye Cumhuriyeti Devleti'ne vatandaşlık bağıyla bağlı olan herkesin; hangi etnik kökenden, hangi mezhepten gelirse gelsin, Türk Milleti olduğu bilinciyle yetiştik ve yetiştirdik. Yurdun her köşesinde okuttuğum öğrencilerime laz, türk, kürt, çerkez, Müslüman, Alevi her ne olursak olalım hepimizin Türk milleti olduğumuzu söyledik ve birbirimizi sevdik, sevdirdik.

“Doğruyum”, “Çalışkanım”  dedik her sabah andımızda. Doğruluktan ayrılmamak, yalan söylememek dinimizin bile gereği olan bir kavram. Öğrenciyiz tabi ki çalışacağız, çalışkan olacağız, ilimde ve bilimde  yarışacağız.

“İlkem küçüklerimi korumak, büyüklerimi saymak, yurdumu, milletimi özümden çok sevmektir.” diyerek;  sevginin, saygının  okulda, evde, sokakta ve her yerde uymamız gereken bir sosyal kural olduğunu anlattık hep. Yurdumuzu dünyanın  medenî  ülkeleri seviyesine çıkarmak, milletimizin  refah içinde olmasını sağlamak için söz vererek çalıştık hep.

“Ey Büyük Atatürk!” diye seslendik her sabah.

Öyle büyük ki Atatürk; ileriyi gören bir dahi, askeri  bir deha, vatan ve millet sevgisiyle dolu sabırlı ve disiplinli bir vatansever, sorunlara karşı çözümcü, sanatsever, ilk öğretmenimiz ve daha nice özellikleri ile dünyaya yüz yılda bir gelen büyük önder.

“Açtığın yolda, gösterdiğin hedefe durmadan yürüyeceğime ant içerim” dedik.

Bizi bağımsızlığa kavuşturan, kendi kendimizi yönetecek idareyi yani Cumhuriyet’i armağan eden Atatürk’ün “Dünyada her şey için; maddiyat için, maneviyat için, hayat için, başarı için en hakiki (gerçek) mürşit (yol gösterici) ilimdir, fendir. İlmin ve fennin dışında yol gösterici aramak gaflettir, cehalettir, sapkınlıktır.”sözleri ile hedefimize nasıl ulaşacağımızı öğretti bizlere.

Tıpkı Atatürk’ün dediği gibi ilmin ve fenin ışığında yürüyüp, tüm Dünyaya adlarını duyuran ve Almanya’nın en üst düzey devlet madalyası olan Yıldızlı Liyakat Nişanı takdim edilen BionTech’in Türk kurucuları Prof.Dr.Uğur Şahin ve Dr.Özlem Türeci’nin bilim adına yaptıklarıyla gurur duyuyoruz. Atatürk’ün gösterdiği bu aydınlık yolda daha nice gurur kaynaklarımız olacak.

Ve “Ne mutlu Türküm diyene” diyerek andımızı tamamladık her gün.Tüm bu sözlerin hangisi kötü, hangisi çirkin, hangisi suç?Biz nerde yanlış  yaptık? Andımızı geri istiyoruz.

Yine başta söylediğim gibi endişelerimden biri ve en önemlisi de kadına fiziksel, cinsel, psikolojik, ekonomik şiddet, tecavüz, cinayet; çocuk gelinler, çocuklara cinsel ve fiziksel  istismarın artması.

İstanbul Sözleşmesi; kadına psikolojik şiddet, ısrarlı takip, fiziksel şiddet, tecavüz, zorla evlendirme, kadın sünneti, kürtaja zorlama, zorla kısırlaştırma, tecavüz ve taciz dahil cinsel şiddet olmak üzere kadına yönelik her türlü şiddete karşı koruyucu bir sözleşme idi. Sözleşme çocuklara karşı da her türlü şiddeti, çocuk istismarının önlenmesini ve çocuk yaşta evliliği de engelliyordu.

11 Mayıs 2011'de İstanbul'da imzaya açılmış olması nedeniyle kısaca "İstanbul Sözleşmesi"nden özetle milli ve manevi değerler ile Türk aile yapısına uygun olmadığı gerekçesi ile bir gecede imzamız geri çekildi.

Türk aile yapımızda kadına verdiğimiz değer 1200’lü yıllara, ilk Türk devletlerine kadar gidiyor. Moğollarda kurultaylarda alınan kararları, Han ve Hatun birlikte imzalarlardı. Hatta Moğol  Hanı Cengiz Han otağında kurultayda halkına parmağıyla karısını göstererek  ”Ben sizin Han’ınızım, işte bu  da benim Hanım” dermiş. Yani kadın erkekle yan yanaydı ve kadın yol gösterici idi.

Mustafa Kemal Atatürk “Büyük Türk kadınını çalışmamızda ortak yapmak, yaşamımızı onunla birlikte yürütmek, Türk kadınını bilimsel, ahlaksal, sosyal, ekonomik yaşamda erkeğin ortağı, arkadaşı, yardımcısı ve koruyucusu yapmak yoludur.”demiş ve ne mutlu ki biz kadınlara, fikirlerde idealize edilen tüm eşitlikler hayata geçirilmiştir. Hatta Avrupa ülkelerindeki kadınların bile sahip olmadığı haklarla onurlandırmıştır.

Bir kadın, bir anne, bir eğitimci olarak şiddet gören kadınlar adına bu yeni gelişmelerden çok endişeliyim. Kadın annedir, eştir, abladır, kardeştir, evlattır, kısacası insandır. Tüm insanlar gibi insanca yaşamalıdır kadınlarımız, çocuklar ve bunun teminatı olan İstanbul Sözleşmesi tekrar yürürlüğe girmelidir. Unutmayalım ki İstanbul Sözleşmesi yaşatır!