YEREL
Giriş Tarihi : 27-11-2021 13:02   Güncelleme : 27-11-2021 13:02

6284 YASASINA SAHİP ÇIKMALIYIZ

6284 YASASINA SAHİP ÇIKMALIYIZ

 

Artvin Barosu Kadın Hakları Komisyon Başkanı Avukat Elif Oya Gültekin şiddet ve şiddet türleri hakkında bilgilendirici açıklamalarda bulundu.

Şiddetin ne olduğunu açıklayan Avukat Gültekin, “Kadına yönelik şiddetin tanımı; kişinin fiziksel, cinsel, psikolojik, fiziksel ve ekonomik açıdan zarar görmesi ile veya acı çekmesi ile sonuçlanan veya sonuçlanması muhtemelen hareketlerin buna yönelik tehdit ve baskıyı ya da özgürlüğün keyfi engellenmesini de içeren toplumsal kamusal ve özel alanda meydana gelen fiziksel, psikolojik, sözlü veya her türlü tutum ve davranışlara şiddet diyoruz” dedi.

Kadınlara yalnızca kadın oldukları için uygulanan ve kadınları etkileyen cinsiyete dayalı bir ayrımcılık ile kadının insan hakları ihlaline yol açan ve bu kanunda şiddet olarak tanımlanan her türlü davranışı da kadına yönelik şiddet olarak kanunun tanımladığını belirten Gültekin, “Toplumda İstanbul Sözleşmesi olarak bilinen,Kadına Yönelik Şiddet ve Aile İçi Şiddetin Önlenmesi ve Bunlarla Mücadele'yeDair Avrupa Konseyi Sözleşmesi’nde de şiddet tanımı var. Bundan da bahsetmek istiyorum. İster kamu ister özel yaşamda meydana gelsinler, söz konusu eylemlerde bulunma tehdidi, zorlama ve özgürlüğün rastgele biçimde kısıtlanması dahil olmak üzere kadınlara fiziksel, cinsel, psikolojik ve ekonomik zarar ve acı verilmesi sonucunu doğuracak toplumsal cinsiyete dayalı tümşiddet eylemleri olarak tanımlanmıştır. Buradan da sadece toplumda yanlış bilindiği üzere fiziksel şiddetin değil, her türlü şiddetin, her türlü manevi baskının, kadını toplumda düşük seviyeli gösterme çabasının şiddet olduğunu görüyoruz” ifadelerini kullandı.

Açıklamasının devamında şiddet türlerine değinen Avukat Elif Oya Gültekin şunları dile getirdi:

“Hem ceza dosyalarında hem de aile hukukunda görülen boşanma sebepleri olarak sayılan şiddet türlerini madde başlığı olarak sayarsak,bunlardan biri fiziksel şiddet. Baktığımız zaman kadınların gündelik yaşamlarında, kamusal ya da özel alanlarda fark etmeksizin fiziksel şiddete maruz kaldığını görüyoruz. Hatta 2021 yılındaki araştırmalara göre Türkiye'deki kadınların %38'i fiziksel şiddete maruz kalıyor.2020 yılında bu oran %36 olarak görülüyor ve hatta Avrupa'da ise her üç kadından birinin fiziksel şiddete maruz kaldığını görüyoruz.Bunun İlla bir silah vasıtasıyla -bu bildiğimiz silah anlamına gelmez pet şişe bilesilah sayılabilir- bu araçlarla meydana getirmesine gerek yok. İnsan bedeniylede meydana getirilmesi mümkün.

Türkiye'de 2016 yılında 474 kadın cinayeti işlenmiş. 2020 yılında 300 kadın erkekler tarafından öldürülmüş, yine 171 kadının ise şüpheli ölüm durumu var. Bu da yine şiddet mağduru olabileceği kanaatini gösteriyor. Tüm bunlara rağmen yapılan bir araştırmada şu görülüyor. Türkiye'de kadınların %14’ü erkek tarafından şiddete maruz kalmayı hoşgörüyle karşılayabilecek durumdalar. Fiziksel şiddet Ceza kanunlarınca suç sayıldığı gibi ve cezalandırılması gerektiği gibi diğer kanunlarla da suç olarak tanımlanmasa da kusurlu tarafın diğer taraf olduğunu kanıtlar bir durum ortaya konulmuştur.

İkinci şiddet durumu ise cinsel şiddet. Maalesef ki kadınlarımız her alanda; sosyal yaşantılarında, iş hayatında, sokakta, hatta Aile içerisinde bile bu şiddete maruz kalma durumundalar. Ama cinsel şiddetle ne denince akla gelen şey rıza dışında birliktelik olduğu görünüyor. Ama bu Cinsel şiddeti sadece bununla kısıtlamak mümkün değil. Bunun dışında; çocuk doğurmaya zorlama, çocuk doğurmanın engellenmesi, erken yaşta evliliğe zorlama,  sözlü veya mesaj yoluyla taciz, ısrarlı takip gibi durumlarda cinsel şiddete sebep olabilecek durumlardı. Hatta biz şunu görüyoruz ki internet yoluyla veya sosyal medya yoluyla insanların birbiriyle iletişimi arttığı için bu araçlara da cinsel şiddete maruz kalmak mümkün hale geldi.

Duygusal psikolojik şiddettenbahsedebiliriz.Burada kadını tehdit etmek, toplumda küçük düşürmek, hakaret, etmek küfür etmek bir Psikolojik şiddet Hassa her gün karşılaştığımız kadın sürücülere karşı yapılan baskı, park ederken erkek sürücülerin başlarında beklemeleri, kendilerinin daha iyi araba kullandıkları yönündeki algıları yıkamamız gibi durumlar Psikolojik şiddet olarak görülebilir.

Ekonomik Şiddet,kadının çalışmadığı dönemde ekonomik şiddeti daha güçlü görebilirdik. Çünkü kadın evde oturan ve para kazanan tarafın erkek olması durumu vardı.Şu an kadın para kazanmasına rağmen bazı erkek kesimleri kendi kazancını kadın üzerindeki baskı aracı olarak görüyor, bu da ekonomik şiddete neden oluyor.

Sosyal şiddette ise kadının belli yerlere gitmesine engel olunması, Kadın evden çıkarmamak, kadını ailesiyle arkadaşları ile görüştürmemek durumları sosyal şiddet olarak değerlendirilebilir. Hatta Boşanma davalarında Yargıtay kararları da var. Kadının istememesine rağmen erkeğin anne babasıyla yani kayınvalide ve kayınpederle aynı evde yaşamaya zorlanması da sosyal şiddet olarak değerlendiriliyor.Yine bu İstanbul sözleşmesi ile ilk dile getirilen ısrarlı takip ve ısrarlı takip mağduru kavramları var. Kadının istememesine rağmen sürekli tekrarlanan aralıklarla kadının tehdit edilmesi, kadının taciz edilmesi durumunda da şiddet uygulandığını görüyoruz. Burada da kadınlar gerekli yerlere başvurarak şiddetin önüne geçilmesini isteyebilirler.”

6284 sayılı kanun hakkında bilgiler veren Avukat Gültekin, “Bu kanun İhtar kanunudur. Kadın şiddet gördüğünde Aile içerisinde üstü kapalı olarak bunu saklamaya çalışıyor. Aynı çatı altında yaşayan ve dışarıdan fark edilmeyen bir şiddet olayına maruz kalıyor. Bunun önüne geçebilmek için 6284 numaralı kanun var. Oradaki tedbirlerde acil alınması gereken koruma tedbirleri bir adım Ötesi kadının hayatına mal olabilecek vakalar ile karşılaşıyoruz. İşte bu kanunun getirdiği önleyici tedbirler ve uygulayacağı tedbirlerde kadının şiddete uğramasını önlemeye veya uğradıysa şiddetten uzaklaştırmaya çalışan tedbirler içeriyor” dedi.

Artvin Barosu Kadın Hakları Komisyon Başkanı Avukat Elif Oya Gültekin açıklamalarının sonunda şu ifadeleri kullandı:

“6284 yasasına sahip çıkmalıyız. Buradaki tedbirleri uygulamalıyız acil müdahale yasası gibi düşünebiliriz. Bunun sadece kadınların mücadelesiyle olamayacağını biliyoruz. Pozitif ayrım Yapmaya mecbur bırakılıyoruz. Kadını bu yüzyılda bile alt kategori olarak görme eğilimindeyiz. Toplumda üst düzey olarak görülen insanların bile şiddet eğilimi var çünkü geçmişte bazı şeyleri aşamamışlar. Gerekirse rehberlik tedbiri uygulansın, gerekirse rehabilite edilsin bu insanlar ya da düzenli olarak danışmanlık Tedbiri olarak verilsin. Tam çözümü benim anlatmam mümkün değil ama yapılabilecek şeyler var.”

 

Dilan Şahinbaş