YEREL
Giriş Tarihi : 08-11-2021 10:32   Güncelleme : 08-11-2021 10:32

40 Yıllık Utanç: YÖK

40 Yıllık Utanç: YÖK

Eğitim ve Bilim Emekçileri Sendikası Artvin Şubesi yazılı basın açıklaması yayınlayarak, Yüksek Öğretim Kurumu’nun (YÖK) 40’ıncı kuruluş yıl dönümünde her yıl olduğu gibi protesto etti.

Eğitim-Sen Artvin Şubesi “40 Yıllık Bir Utanç ve YÖK Hala Görevinin Başında!” başlıklı yazılı basın açıklaması yayınlayarak YÖK’ü protesto etti.

Eğitim-Sen’in yayınladığı açıklamada şu ifadeler kullanıldı:

“6 Kasım 1981! Cuntacıların bir araya gelip, Türkiye üniversitelerinin geleceğine karar verdiği günün üzerinden tam olarak 40 yıl geçti. Üniversiteleri darbeci aklın ablukasına teslim eden, rektörleri aşırı yetkilerle donatan, üniversitelerdeki iktidar ilişkilerini merkezileştirmekle yetinmeyip bilgi üretim süreçlerini kontrol ve denetim altına almaya çalışan ve nitekim (!) muhalif ve özgür düşünceyi mahkûm edebileceğini sanan YÖK, yıllar içerisinde siyasi iktidarlar için daha kullanışlı bir aparat haline geldi.

Öyle ki, siyasi iktidara aday siyasi partiler, YÖK’ü kaldıracağını söylese de YÖK’ün kendilerine sunduğu imkânları her defasında sonuna kadar kullanmaktan asla vazgeçmedi! AKP de iktidara gelirken benzer bir yol izleyerek, YÖK’ü daha güçlü bir konuma getirmekten geri durmadı.

Hatırlanacak olursa, 12 Eylül darbesinin hemen ardından 1402 sayılı sıkıyönetim kanununda yapılan değişiklikle birlikte 1983 yılı şubat ayından itibaren aralarında 120 akademisyenin de olduğu 5000’e yakın kişi kamu görevinden uzaklaştırıldı. İstifaya zorlanan devlet memurlarıyla birlikte bu sayı 10 binleri buldu. Böylece 1933’te, 1947’de ve 1960’ta yaşanan ihraç ve tasfiyelere bir yenisi daha eklendi. Ne yazık ki bu tasfiye hamlesi, Türkiye üniversiteleri tarihindeki sonuncu tasfiye girişimi de olmayacaktı.

Aradan geçen onca yıl sonra, 15 Temmuz darbe girişimini “Allah’ın lütfu” olarak görenler, ittifakta oldukları cemaate yönelik “dün kaç üniversiteniz vardı, bugün kaç tane?” serzenişinde bulunanlar da ilan ettikleri OHAL ile muhalif bilim insanlarını, düşünce ve ifade özgürlüğünü, akademik özgürlüğü linç etmekte gecikmedi.

Barış talep eden akademisyenler, iş güvencesi talep eden araştırma görevlileri, emeğine ve haklarına sahip çıkan idari ve teknik personel, iradesine ve geleceğine konulmak istenen ipotekleri kabul etmeyen öğrenciler üniversitelerin dışına itildi.

Üstelik haksız ve hukuksuz ihraç edilmelerinin üzerinden 5 yıl geçen barış akademisyenleri, Türkiye’nin en üst yargı organı olan Anayasa Mahkemesi tarafından “düşünce ve ifade özgürlüklerini” kullandıkları tespit edilmiş olunmasına ve haklarında açılan tüm davalardan beraat etmiş olmalarına rağmen OHAL Komisyonu nezdinde cezalandırılmaya devam edildi.

OHAL Komisyonu, barış akademisyenlerinin başvurularını aradan geçen 5 yılın ardından “ret” kararı vererek sonuçlandırdı. Açıkça hukuksuz, siyasi ve keyfi olan bu kararlar, AKP ve MHP iktidarının sadece siyasi hesaplarının sonucu olmakla kalmadı, muhalif, özgür düşünceye ve barış talebine karşı bir hesaplaşmanın ve cezalandırmanın ısrarını gösterdi.

Bugün YÖK, neresinden tutsak elimizde kalan bir yükseköğretim sisteminde taşıdığı siyasi rolün gereklerini yapmak dışında bir görev üstlenmemektedir. Bugün YÖK, üniversite bileşenlerinin sorunlarını dahi bilmekten uzak, üniversitelerde yaşanan yolsuzluklara ve hukuksuzluklara karşı sus pus, rektörlerin üniversiteleri aile şirketine çevirmelerine ve skandal uygulamalarına karşı tepkisizdir.

Böylesi bir yönetim şekli, pandemi koşullarında eğitim öğretim yürütmeye çalışan öğretim elemanlarını, bin bir güçlükle öğrenim görmeye çalışan öğrencileri ve bırakalım haklarını isimleri dahi YÖK nezdinde anılmayan idari ve teknik personeli sorunlar karşısında yalnız ve çaresiz bırakmaktadır.

Pandemi koşullarında ortalama 80 kişilik sınıflarda eğitim öğretim faaliyeti yürütmeye çalışan öğretim elemanları, internet bağlantısı zayıf üniversite ve yurtlarda çevrimiçi derslere bağlanmaya çalışan, barınma hakkı başta olmak üzere demokratik hakları ve özgürlükleri için sesini duyurmaya çalışan öğrenciler, omuzlarındaki iş yükü artmasına rağmen yok sayılan idari ve teknik personel kaderine mahkûm edilirken YÖK “üç maymunu” oynamayı sürdürmektedir.

Eğitim Sen olarak belirtmek isteriz ki, Türkiye üniversiteleri köklü bir dönüşüme ihtiyaç duymaktadır. Ancak, artık tek başına YÖK’ün kaldırılması düşüncesi yetersizdir. Onun bugüne kadar yerleştirdiği bu düzenin köklerinden sökülüp atılması gerekmektedir. Ancak, üniversitelerin yeniden özgürlüğüne kavuşabilmelerinin ve insan, toplum, doğa yararına faaliyet gösterebilmelerinin koşulu, tam da bugüne kadar uygulanan politikaların terk edilmesiyle mümkün olabilecektir.

Bu nedenle üniversiteler akademik özgürlüğün, demokrasinin, düşünce ve ifade özgürlüğünün mekânları olana kadar, üniversitelerde iş güvencesi, kamusal finansman hayat bulana kadar mücadelemizi sürdüreceğimiz bilinmelidir.”